Asıl Sorun Beyinlerdeki Türban

Gitti geldi… Gitti geldi… Kâh su üstüne çıktı, kâh bilincin altlarında gezdi. Ben daha çocuktum hatırlayamıyorum ama kesin kez eminim ki bu mesele yine bir şekilde gündeme gelmiş konuşuluyordu. Şimdi aklınızdan sırayla geçiyor biliyorum, Kürt meselesi mi, PKK’mı, YÖK ‘mü, AB üyeliği mi, vs. diye. Yoo bunların hiç biri değil. Sade vatandaş olarak bizi pek de bağlamayan ya da doğrudan ilgimizi çekmeyen ama ağızdan çıktı mı kızılca kıymetler koparan TÜRBAN meselesi.
Evet, evet yıllardır Türkiye’nin boğazına düğümlenen bir lokma gibi duruyor türban(ya da adına her ne derseniz). Biri geliyor sırtına bir yumruk atıyor rahatlatıyor, biri geliyor korkutup tekrar genzine kaçırıyor. Sokakta –pazarda, caddede-parkta gezinen bizlerin söyler misiniz kimine göre türban kimine göre başörtüsü sorunu olabilir mi?  Cevabınızı duyar gibiyim.
Aslına bakarsanız bunu sorun diye görenlerden habersiz “türban” kendi sorununu kendiliğinden çözmüş, bir tek ona resmiyet kazandırmak kalmış. Yani başörtüsü bu ülkenin en yüksek mercii olan Cumhurbaşkanlığı makamına girdi mi girmedi mi? Başbakanlık makamına girdi mi girmedi mi? Daha böyle çoğalttıkça çoğaltabiliriz örneklerimizi ve sonunda şunu anlarız ki savunduğumuz laiklik nerede biz neredeyiz. Yani bu ülkenin üniversitesine, askeriyesine, vs. kamu dairesine giremeyen (ya da girmediğini sandığımız) türban, sizin benim giremediğimiz birçok kuruma girmiş durumda. Ee niye uğraşıyoruz be kardeşim! Türban girmediği kurumlara girince sizin benim laikliğimizden ne gidecek ya da ne yitecek. Sorunu sorun olmayanın çözümü ne getirip ne kaybettirecek.
Biraz sen, biraz ben, biraz siz doldurun kardeşim su bardağını içirelim Türkiye’ye de çözülsün boğazındaki o düğüm.

A.DURSUN

Önce Derin Devletimiz Vardı Sonra Cemaatimiz Oldu

Hanefi Avcı için beklenen oldu.  Savcılığa kendi rızası ile gitmedi. Hem avukat hem kanun adamı olarak niye gitmedi. O savunduğu, hayatına sığdırdığı DEVLET ideolojisini kitabının başında dediği gibi kendini yıkarak ve yenileyerek başladı. Ve başına gelecekleri çok iyi de biliyordu.
Çok iyi hatırlarsınız bizim 7-8 yıl öncesine kadar derin devlet diye tabir edilen ama bir türlü derinlerine inilemeyen, ne olursa olsun bu derin devletin işidir dediğimiz bir derin fırtınamız vardı gündemlerden rüzgâr gibi geçti. Gözümüz aydın artık o yıllardan bu yıllara temizlendiğini ya da unutulduğunu sandığımız kavram bir baktık ki cemaat olarak karşımıza çıktı. Aslında kökü yıllar öncesine dayanan bizim o derin devlet diye bildiğimiz cemaatin ta kendisi miydi? İktidar kimse o yüze bürünen bukalemun kılıklı bir kavram, adına ne koyarsanız koyun DERİN’den sonra gelecek kelime aynı işlemi görür müydü?
Asıl sormamız gereken,  yıllarını devlet adamlığına vermiş Hanefi Avcı’nın yazdığı kitap yüzünden değil de başka olaylar bahane edilerek zorla savcılığa götürülmesi midir? Yoksa yıllarını istihbarata adayan zeki bir adam bu cemaat oluşumunun baş edilemez bir hal almasının ardından (kendi istihbaratını kendi yaparak) cemaat onu öğütmeden o kitap yazmanın artık zaruret olduğuna kendini inandırarak mı böyle bir şey yaptı diye kitabını okuyan biri olarak sormamak içimden geçmedi dersem herhalde kendimi kandırmış olurum.
Velhasıl; kitabı okurken bunlar Türkiye’de mi olmuş dedirtecek, ardından burası TÜRKİYE diyecek olaylar yaşanmış ve tüm bu düşüncelerle hay senin Türkçe öğretmenine… diyebilecek cümleler arasında okuyucu gezdiren, gezdirirken düşündüren bir kitap.

A.DURSUN

Ayrılık



o kadar uzağız ki...
ne kısa çizgi birleştirir
ne de eğik çizgi, senle beni
tükettik virgülleri acımadan,
nokta koymanın zamanı şimdi.

Ayın Sol Yanındaki Resmin


dağların ardındaki o resmin
duruyor hâlâ ayın sol yanında
tutamam gözlerimi tutamam
bakışlarım bir eşkıya gibi
ben kaçsam da durmadan keserler
ayın önünü

Aydın(-lık)


görmemiş herhalde hiç
sokak lambaları
kendini
aydın-lık
sanan.

Aşkın Delisi


bana deli diyorlar
doğru,
deliyim...
ama bu hayatın değil.

Anestezi


anlık bir
es verince hayata
tez olarak geçti
tıp kitaplarına



Ada Yalnızlığı



keşfedilmeyi bekleyen
bir ada yalnızlığı yaşıyorum
varsın kimseler sormasın
ben sensizliği su diye içiyorum

Açma Islan



yazmıştım tek tek
yağmur damlalarına
sevgimi

Acı + Açı



bir sensizlik var ki bende
binlerce köşeleri var
ve bu köşelerin acıları
hesaplanamayacak kadar
açılı.

A.Dursun

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.