ON BİR ARALIKTA SIZAN AŞK

Bir Aralık dedim…
Sen on birin de geldin,
Hoş geldin…
Yüreği yenice terlemiş bir delikanlının gözleriyle bakınca hayat denen o çok bilinmeyenli denkleme, bölen de bölünen de hep biz olurduk… Aşk durmadan çarparak çoğaltırken bizi… Sağlama yapacak bir şey yoktu… Sonuç hep aşka çıkıyor… Onda tıkanıyor… Onda biçimsizleşiyor… Ona akıyordu…
Kelimeler ne zaman bitse, kendilerini anlatacak takat bulamasalar, bir bakış yetiyordu cümleler kurmaya… 
Iımm...Şeyy… Şimdi ne desem, ne söylesem gibi iç geçirmeler, çıkmaz sokağa saplanıyordu.

Ben bir dedim…
Sen on birinde çıkageldin…
İyi de ettin aslında… Dışarısı zemheriydi…  İçerisi günlük güneşlik oluverdi…  Uzun zamandır hayalini kurduğu oyuncağa kavuşan çocuk sevinçleri, çığlıkları tenimi sarmayalı verdi…
Yani o zamanki koşullarda aşkı nasıl anlatabilirdi diye düşününce insan, günümüz Türkçesiyle… Çok Yeşilçam kalıyormuşuz demek yalan değil, yalın bir anlatım biçimi olurdu.
İhtiraslar… Entrikalar… Kıskançlıklar… Pek yoktu demek aşka haksızlık olacağı gibi o Yeşilçam filmlerine de haksızlık olur. Eee, biz de yaşadık yaşamasına… Yaşanması gereken ne varsa…  Hatta yaşanmaması gerekenleri de…  Ben biraz önce yalın mı demiştim?

Ben bir derken…
Sen de avuçlarında nicedir ısıttığın birle çıkageldin… Ve el ele tutuşmamız da… Bakışlarımız da o birlerin yan yana oturmasıyla alevlendi… Seninleyken saat yürümüyor koşuyordu âdete ama ikimiz de var gücümüzle çelmeler takıyorduk ona…  Düşürdüğümüz... Kolunu bacağını yaraladığımız çok oldu zamanın… Kim isterdi ki sevgilinin üşümüş ellerini, elleriyle ya da cebine sokarak değil yüreğiyle ısıtılan zamanların geçmesini…  Ki onca zamanın geçmesine rağmen geçmedi de… Ve geçmeyecek de… O, zaman dediğimiz kaygan ve akıcı yarınlar, bizi virgüle benzetmeye çalışsa dahi…

Ben bir Aralık’tan…
Sen bir Aralık’la…  Sıza sıza çıkardık bu büyüdükçe büyüyen yangını, doksan altı Aralığın on birinde…
Zaman, söndürmek için rakamlardan yaptığı itfaiyecileri üzerimize salıyorken, aşk alabildiğine zamansızlaşıyor… Yüreği yenice terlemiş delikanlı edasıyla kafa tutuyordu… Geçmiş, gelecek fark etmeden geniş zamanların maviliklerine kendini bırakıyordu.

Ne zaman elim, elinin limanına yanaşsa içimde haylaz çocuklar kıpırdanır… Düş varsılı tenim avuçlarına sevi notlarıyla süslü kâğıttan gemiler bırakır…

Hoş geldin!

Ne iyi ettin de on bir aralıkta sızıverdin.


A.Dursun

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.