NÜKLEER GERÇEKLİK - Tüp Gaz Santrali -

Nükleer…
Hani Japonya’daki depremin ardından Tsunami sonrası ardı ardına reaktörleri patlayan…
Sen de bir yıllık, ben diyeyim beş yıllık değerlere ulaşan\ ulaşabilecek radyasyonun bir anda doğayla buluşmasını televizyon ekranlarından izlediğimiz…
O teknolojisine özendiğimiz, kıskandığımız, yarıştığımız ülkeyi o hale getiren…
Nükleer santralin bizdeki karşılığı ben diyeyim evimizdeki mutfak tüpü, siz deyin kozmetik malzemeleri…
Tüm dünya ülkeleri Japonya’ya bakarak ders çıkartma derdinde…
Kimileri reaktörleri süreli bakıma çekmekte…
Kimisi stres testleri uygulamakta…
Kimileri faaliyetleri askıya almakta…
Tüm dünya anı yaşayıp ders çıkarma ve felaket senaryolarına canlı örnekle hazırlık yapma peşinde, biz ise durmak yok Rusya’yla nükleere devam peşindeyiz…
Üstelik bu peşinde olduğumuz şeyin mutfak tüpü kadar değeri var…

Aslında bu benzetme nükleer santral konusunda nerede duracağımızın, durmamız gerektiğinin de göstergesi niteliğinde… Ayrıca nükleer santral konusunda da ne kadar bilgili olduğumuzun ve Sayın Başbakanın danışmanlarının neyi ne kadar bildiği ve aktardığının göstergesi…
Sapla saman iç içe…
Ohhh… Ne güzel kardeşçe geçinip gidiyorlar. Bize ne nükleerinden, santralinden…  Biz bakalım gelecek kaynağa…

Bir Türkiye gerçeğidir bu benzetme…  Tüp gaz kadar tehlikesi olan bu nükleer santral 1986’da Çernobil başta olmak üzere kaç tane Avrupa ülkesini etkisi altına aldı. Kaç can gitti… Kaçına aile yadigârı olarak “kanser” miras kaldı. 2006’da Türk Tabipler Birliğinin “ Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye’de Kanser” raporunda bazı olguların, kanser artışlarının özellikle Karadeniz Bölgesinde oluşu dikkat çekiyor. Ve kim bilir, kaçımızın evine o radyasyon yüklü bulutların bıraktığı gözyaşı, çay keyfimiz olarak kondu.
Ve kim bilir, Japonya’nın 1945 yılındaki Hiroşima ve Nagasaki’de uğradığı atom saldırılarındaki kıyımın daha büyüğüyle karşı karşıya kalabileceğini…  Yalnız bu kez tek fark kendi elleriyle… Ve 1956’da
“Balık tuttuk yiyen ölür,
birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Balık tuttuk yiyen ölür.”

Diye “ Japon Balıkçısı” şiirinde Nazım’ın anlattığı gerçeklikle bir kez daha Japonya’nın karşı karşıya kalmayacağını… Hem sorarım size hangi mutfak tüpü yapar;
“Bu gemi bir kara tabut.
Badem gözlüm beni unut.
Çürük yumurtadan çürük,
benden yapacağın çocuk.
Bu gemi bir kara tabut.
Bu deniz bir ölü deniz.
İnsanlar ey, nerdesiniz?
Nerdesiniz?”

Diye dizelerdeki bahsedilen kıyımı… Bir neslin… İnsanlığın yok oluşunu… Yok, kardeş bu mutfak tüpü, piknik tüpü işi değil… OSTİM’de patlayan sanayi tüplerinin işiyse hiç değil…
“Elimize değen ölür.
Tuzla, güneşle yıkanan
bu vefalı, bu çalışkan
elimize değen ölür.
Birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Elimize değen ölür…”

İşte bu Akkuyu’ ya yapılacak nükleer santral gerçekliği… Tabi mutfak tüpümüz gibi mutfak dolabında kapalı durduğu sürece bu tüp gaz santralinin kimseye zararı yok…



Kaynak, Alıntı:
Yazıda geçen dizeler Nazım Hikmet “ Japon Balıkçısı” şiirinden.
Türk Tabipler Birliğinin “ Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye’de Kanser”.

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.