AĞIR DERS – Ergenekon’dan Gezi’ye -


2007 Cumhurbaşkanlığı seçimi hemen öncesinde “laik, tam bağımsız Türkiye, ne şeriat ne darbe tam bağımsız Türkiye” gibi sloganlarla başlamıştı her şey…

O zamanlar Prof. Dr. Türkan Saylan yaşıyor. Tuncay Özkan kanal sahibi bir gazeteci… Mustafa Balbay özgür… İlhan Selçuk yaşıyor. İlker Başbuğ ise Kara Kuvvetleri Komutanı.

Neden mi bahsediyorum?

İlki 14 Nisan 2007’de yapılan birçok sivil toplum kuruluşunun, siyasi partilerin, yazarların, sanatçıların, bilim adamlarının, gazetecilerin katıldığı Cumhuriyet mitinglerinden… Türkiye tarihinin kırılma noktalarından biri olan cumhurbaşkanı seçiminin iki hafta öncesinden. O cumhurbaşkanlığı süreci ise 27 Nisan’da başlayıp 28 Ağustos 2007’ de Gül’ün seçilmesiyle son bulmuştu. Ancak bu arada iki önemli tarihi de atlamamak lazım…

Birincisi, 12 Haziran 2007'de Ümraniye'de bir gecekonduda 27 el bombasının bulunmasıyla başlayan ve içerisine sonradan bir çok olayların dahil edildiği, Ergenekon davası…

Diğeri ise, 22 Temmuz 2007’de Akp’nin tek başına iktidar olması… Bu tarihten sonra ise bu dava hız kazanmış, dört yüz beş yüz sanıklı Türkiye gündemini etkileyen bir dava halini almıştır.  Cumhuriyet mitinglerine katılan, destek veren, arka planında emekleri geçenler, cemaatleri sorgulayan savcılar artık birer silahlı terör örgütü mensubu oluvermişlerdi. Her şeyden habersiz… İktidarın izlediği politika, yaptığı reformlar ise bu tarihten sonra hep hesap sorar, intikam alır niteliğindeydi.

Ve Ergenekon; 12 Haziran 2007 ‘den 5 Ağustos 2013’de kararların açıklandığı tarihe kadar içerisinde birçok hukuksuzluğu, anti demokrat uygulamaları, yaptırımları, baskıları barındırarak sürmüştür. Sürecek ve hukukun gidebildiği yere kadar da gidecektir. İnsan unutabilir ancak tarih asla bu dava ve sanıklarını unutmayacaktır…

Bu olayların başlangıcından yıllar sonra 27 Mayıs 2013’de Taksim’de dört-beş ağacın ve polisin orantısız güç kullanımıyla başlayan, sosyal medyanın da etkisiyle çığ gibi büyüyen, il il yayılan Gezi Parkı eylemleriyle halk uyanışa geçti. Eylemler büyüdükçe, yayıldıkça iktidar da gücünü, demokrasisinin ileri boyutlarını daha da gösteriyordu.

Bugün Mısır için “Bir ülkenin ordusunu, askerini, polisini, ağır silahlarını kendi halkına çevirmesi, meydanlarda adaleti beklemekten başka hiçbir şey yapmayan kendi halkını katletmesi ‘içişleridir’ diyerek asla görmezden gelinemez” diyen bir başbakan, Gezi olaylarına yurt dışındaki gazeteler destek verdikleri için dava açarken ve aynı olaylarda ölenler için “polise yönelik şiddet uygularken ölenler” diyebiliyor. ( Tabi ki burada Mısır’da yaşanan olaylar Gezi ile kıyaslanamayacak boyutta ancak düşünce ve zihniyet noktasında iktidarın izlediği politikanın gözlemlenmesi sağlanabilir). Kendi halkına devlet eliyle zulmeden, korkutan, sindirmeye çalışan ve tamamen öç politikasını sürdürerek bunu da siyasi bir lügatle “bunların arkasındakileri biliyoruz, gereğini yapacağız” diyerek eylemlere katılanları, destek verenleri, sivil toplum kuruluşlarını, işadamlarını, öğrencileri, sanatçıları bir bir peşlerine düşüp fişliyorlar ve fişlemeye de devam ediyorlar. Kiminin işine, kiminin kariyerine, kiminin geleceğine bir gaz bombası da izledikleri politikayla bırakmış oluyorlar. Şuan gelinen, son nokta demokrasisi ise okul müdürlerini çağırıp bak ispiyonlamazsanız bu haritadan yer beğenin diyerek ellerindeki öğrenci görsellerini göstererek bunların hangileri sizin okulunuzda diyorlar…

Gezi olayları neticesinde başlatılan, ünlü ünsüz her kesimi kapsayan çeşitli kılıflarla yapılan cadı avı bir demokrasi hikayesi altına sığınmış iktidarın “bakın muhalif olursanız sizin de sonunuz böyle olur, bilinçaltı mesajıyla” verilmeye çalışılan diktatör tutumdan başka bir şey değildir.  



Alın size koca bir demokrasi hem de ennnn ilerisinden…   Amaçları sadece adalet, demokrasi ve yağmaya talana dur demek olan ve sonradan hükümetin izlediği diktatör tutum neticesinde iktidarı da istifaya çağırma haklarını demokratik çerçeve içerisinde kullanan insanlara gösterdikleri tahammül;
6 kişi yaşamını yitirdi.
7 polis intihar etti.
Yaklaşık 8000’e yakın kişi yaralandı.
5000’e yakın kişi gözaltına alındı. Bunun içerisinde sosyal medya gözaltları da dâhil.
15 günde 150.000 adet gaz bombası atıldığı, 3.000 ton su sıkıldığı, OC Gas, CS Gas ve CR Gas olmak üzere 3 çeşit gaz sıkıldığı, göz gibi hassas organlarda kalıcı hasarlar verebilen FN-303 adlı silahtan eylemcileri boyamak için ‘bizmut’ sıkıldı.*
Maddi hasarları, kayıpları saymıyorum bile, yiten yaralanan canların yanında bir hükmü yok çünkü onların…

Ve tüm olaylar buralarda olmamış gibi yurtdışı seyahatine çıkan bir başbakan, Türk siyasi tarihinde belki de dünya siyasi tarihinde bir ilki de imza atmış oldu farkında olmadan… Kendi halkına karşı miting yapmak… “Milli İradeye Saygı”. Acaba kendileri ne kadar saygılıydı. Onu da şu cümlelerden anlıyoruz “üç-beş çapulcu , tencere tava hep aynı hava”. Milli irade dedikleri aslında oradaki, yanındaki, karşısındaki, ekranları başındaki olayları izleyen oy veren, vermeyen insanların ta kendisiydi…

Yani devletin eliyle adaleti, polisi ve jandarmayı kullanarak o milli iradeyi ezdiriyor, yaralıyor, sindirmeye çalışıyor sonra da onlara saygı mitingleri yapıyor. Hoş benim halkım, senin halkın diyen biri benim milli, senin milli iraden de diyebilir ki bu mitingle demiş de oldu. O mitingleri de kendi milli iradesine gövde gösterisi olarak sundu.

Türkiye tarihine yazılan iki olay ve tek iktidar var… Ergenekon’u siyasi görmeseler de aslında uydurulan kılıflar siyasi ve geçmişle hesaplaşmanın ürünü olduğunu gösteriyor. Gezi olaylarında ise takındıkları tavır, izledikleri baskıcı diktatör tutumla gelecekten, yetişmiş tazecik fidanlardan geçmişin hesaplarını kapama peşinde olduklarını gösteriyorlar.

Bu olaylar Türkiye’nin geleceğine ve vicdanlara silinmez harflerle yazıldı. Onlar her ne kadar demokrasi palavraları sıksalar da demokrasiden uzak diktaya yakın bir tutum sergilendiklerini tüm dünyaya göstermiş oldular. Ve Mısır için açılan pankartlar aslında nasıl bir Türkiye özlemi içerisinde olduklarının göstergesi niteliğinde…

Sonuç olarak, bugün dahi Gezi olayları fısıltısı çıktığında yani yeni, yeniden başlayacakmış diye gazeteciler sorduğunda “ huzursuzluk çıkaran bedelini hukuk çerçevesinde ağır öder” diyorlar. İşte onların ileri demokrasisinden milli iradenin asıl çıkaracağı ders: cümle içinde geçen “ağır” kelimesidir.  




Kaynak, Alıntı: http://tr.wikipedia.org/wiki/2013_Taksim_Gezi_Park%C4%B1_protestolar%C4%B1

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.