HEPİMİZ MADENCİYİZ - Aslında -



Çalışma ve Enerji Bakanı hakkındaki gensoru önergesi iktidarın vekilleri tarafından ret edildi. Yani dün dediğim gibi bugünde diyorum "ikiyüzlülük"... Siz çıkın orda burada kalanlara bakacağız ev-bark, iş-aş, şehitlik statüsü falan vereceğiz de sonra da bakanlarını koru... Tabi yoksulu bu gibi vaatlerle kandırmanız size çok kolay geliyor ama konu gensoru, istifa etmeye, hesap vermeye gelince her türlü kaçış yolu mubah...

Hadi diyelim Soma faciasında 8-10 kişi sorumlu bulundu. Bu sizi siyasiler olarak suçsuz ya da masum yapmaz ki. Sizin çıkardığınız ve patronların yasa yerini bulsun diye uyguladığı kanunlarla bir tek maden işçileri değil tüm sektörlerde çalışan işçilerin yaşam haklarına müdahale ettiniz.  Dolayısıyla bu işte onlar kadar sizlerin de sorumluluğu var.  Üstelik hatırlatırım bir tek maden sektöründe de değil bu sorumluluğunuz…


2009 yılında kim vardı bu iktidarda...
Siz…
Peki, 1980'den sonra Türkiye'nin en büyük iş bırakma eylemini Tekel işçileri yaptığında siz hangi kanunları çıkarmıştınız da bu işçilerin eylemleri yurt dışından da destek buldu.
4c ve onunla beraber gelen taşeronluk, alt işleticilik/işverenlik yasaları…
O günlerde birçok sivil toplum kuruluşunun, gazetecilerin, çeşitli meslek odalarının ve tabi ki de işçilerin gördüğü, öngördüğü şey işte bugün Soma’da büyük bir felaketle başımıza gelen olaydı.
Siz ne yaptınız…
Tarihi bir açıklama “ayaklar baş olmaz” diyerek her zaman olduğu gibi bugün de patronları korudunuz kolladınız yani sermayeyi, yani kapitalizmi… İşçi, çiftçi sizler için değersiz bir hayat parçası… Sadece seçim zamanlarında bedava kömür, beyaz eşya vb. dağıttınız “muhtaç” olarak gördüğünüz oy sayısı…

O günden bugüne kadar, sizin o yıllar çıkardığınız işçilerin lehine diye bangır bangır bağırarak çığırtkanlık yaptığınız kanunlarınızla hiçbir şey işçilerden yana olmadı. O yıllardan sonra ise her işçi madenciden farksız, gelecekte aydınlığı arar oldu. Ama siz bakan-dınız, görmüyordunuz…

Ve ben aslında bundan önceki üç yazımda “ Hepimiz Madenciyiz” derken şu an yaklaşık 12 Milyon işçinin madenciden farksız yaşam ve iş koşullarında olduğuna dikkat çekmek istedim.

Şimdi diyorsunuz ki Soma bizim için milat…
2009’da günlerce, haftalarca direnen Tekel işçilerini dinleyebilme siyasi erdemini gösterseydiniz belki de bugün bunların hiç biri yaşanmayacaktı. Çünkü 2014 Türkiye’sinde( hani o palavralarını attığınız ülkede) 1993 yılından kalma maskeyle kimse madene inemezdi, indirilemezdi. 

Ve gelişmişlik öyle enflasyon tek haneli, GSMH’dan tutun da ekonomik istikrar sürüyor hikâyeleriyle değil, gelişmiş ülkelerde işçiye verilen değerle ölçülüyor.



UĞUR KURT




Uğur Kurt...
Daha gencecik yaşında polis silahından kurşunla hayatını kaybetti. Bu ilk değildi…
Ali İsmail Korkmaz...
Ethem Sarısülük...
Abdullah Cömert...
Mehmet Ayvalıtaş...
İrfan Tuna...
Selim Önder...
Ve Berkin Elvan...
Hepsi Gezi olayları sırasında aynı şiddet zihniyetinin orantısız, kontrolsüz gücün yitip gidenleri arasında...

Soma faciası ve Berkin Elvan için Okmeydanı’nda gösteri düzenleyenlere polis, hiç ders çıkartmadığı şiddetiyle bastırmaya çalışıyordu. Cem evinde cenazeye gelen Uğur'a o sırada polis silahından çıkan kurşun isabet etti. Yığıldı kaldı. Direnemedi ölüme, teslim oldu.

Bu sefer siyasi sorumlular, yerel yönetim yetkilileri marjinal, terör üyesi, yasadışı gösteriye katılan eylemci gibi yafta yapıştırılmayacağını anlayınca çaresiz ortada bir silah var demekle yetindiler. Evelediler gevelediler. Aslında bu ve buna benzer eylemlerde eylemciler kadar polisinde sağduyulu davranması gerekir ve yaşanan birçok eylemlerden ders almaları gerekirken hala (eylemcileri ne olarak görüyorlarsa artık) orantısız bir güce başvuruyorlar. Sonuçta polisin asıl amacı eylemi dağıtmak ve bunu da kimseye zarar vermeden yapmaksa eylemci psikolojisini önce çözmesi gerekir. Siz hiç olmadık bir şiddetle kantarın topuzunu kaçırırsanız eylemci de inatla direnir. Üstelik ortada görüntülerden anlaşılacağı üzere bir panik havası da yokken silaha davranmak hangi akla sığar.

Ayrıca yasa dışı gösteri diyorlar. İzin isteseler sanki vereceklermiş gibi… Öncelikle iktidarın sonra ise iktidardan korkan yerel yöneticilerin marifetidir bu polisin uyguladığı şiddet… Niye korkarlar, niye 15 kişilik bir guruba bile tomalarla yürürler anlamış değilim doğrusu… Sonra da aman efendim polise molotof atıyorlardı, yok taş, yok sapan, yok havai fişek atıyorlardı da polis gene neden bu kadar sabırlı davrandı anlamış değiliz havalarında böbürlenerek açıklama yapıyorlar. Bunu söyleyenlere onların cümleleriyle sesleniyorum. “Bu işin fıtratında bu var…”
Eylemciler ise o havanın, atmosferin etkisiyle ne için eylem yaptıklarını, eylemin amacının ne olduğunu unutmamaları gerekir ve en önemlisi eylem yaparken ölmemeye çalışmaları için çok üstün bir çaba göstermeleri gerekir.

Başta iktidar olmak üzere bürokratlardan polise bekçiye kadar “eylemci” tanımının ne olduğunu ve kelimeden ne anladıklarının akademik olarak araştırılması gerekir. Çünkü bu ve buna benzer eylemlere katılanlara yaptıkları açıklamalardan anlıyoruz ki bir terörist kimliği yapıştırma gayreti üzerindeler. Hatta bu öyle bir gayret ki guinness rekorlar kitabına girecek türde…

Bir düşünün Uğur Kurt o gün orada cenaze için olmasaydı. Yoldan geçen biri yahut gösteriye katılan biri olsaydı vay haline ne marjinali kalırdı ne teröristi… Dediğim gibi önce “eylemci” algısını en üsten en alta kadar değiştirmeden bu polis şiddeti de dinmez, bu ölümlerde…

Şimdi ortada yitip giden bir can var. Ne polis ne yerel ve siyasi sorumluları istedikleri kadar açıklama yapsınlar ortada solan bir "can" ve tarifsiz bir acı var...  

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.