Ver Elini Sevgili



Geçer sandım…
Bi aralık sızmıştın yüreğime… Hesapsız ama kitaplı girmiştin…
“Hiç duymamıştım” derken yalan olmasın duymuştum da duymamaya adamıştım o duyguları… Usul usul kaptırdım sonra sen dahi farkında değildin… Ardı sıra “hiç kıskançlıklar” yürüdü… Düşler, ardı sıra… İliklerimde bir şeytan yürüdü ki kapkara ederek gözlerini, sorma gitsin… Aşk her şeyi hiç yaparcasına gözlerine, dizlerine,dudaklarına koşturuyordu ey sevgili ama sen yoktun…

Bir rüya sandım…
Birazdan çıkar gider dedim içimdeki “üç harfli”(Aşk)…

Seninle yatar seninle kalkarım. Hayat sanki uzun süreden beri ilk defa gülüyordu yüzüme. Yalnızlık ilk defa böyle süslü böyle alımlı gelmişti. Yüz vermiyordum ya ondan olsa gerek… Ben yetişemiyordum ya hızına ne çok çaresiz kalıyordum… Ne çok hiç…

Şimdi sevgili sen bir heves sandım öyle mi? Hem de gözleri görmeyeninden…
Sustum çekildim kabuğuma… Koydum seni zulama…
Bundan gayri, ne sen bileceksin sana yazılanları ne de konuşacağım içimdeki senle…

Bundan gayri sevgili!
Seni kimse bulup çıkaramaz, kadavramı kurcalayan tıp öğrencileri dahi…
Elveda demiyorum, anlasana…
Elini ver, sevgili…


Sürnot: Tablo Mark Spain...





Çocuk

Ahh be çocuk !
Aşktan da önce gelirsin sen bende... 
Buralarda işin ne... 
Çık git ! 

Unuttum nefes almayı... 
Seni böyle  boyundan büyük bir cihazın yanında, oyun kokuları genizine dolacağı çağlarda, ilaç kokuları sinmiş odanda  uzanırken görünce utandım, söküp vermek istedim bedenimi, bedenine...
Giydirmek istedim en güzel düşleri, düşlerine. ..

Ahh be çocuk !
Ahhh...!
Bibilsen ne çok içtim.... 
Uyuştu bedenim... Ellerim dokunup okşadıkça o peluş oyuncağı, dudaklarımda hıçkırıktan gemiler yürüdü... Demir attım avuçlarına çocuk... Hadi bigayret sık beni! 
Öldür!
Senin olsun bedenim...

Ahh çocuk.... 
Ahhh bee... 
Bildiğim ne kadar küfür varsa savurdum yüzüne yaşamın... 
Ne çok hiç oldum... Sen öyle gülmek için kıpırdatmaya çalışırken dudaklarını... 
Bibilsen çocuk ben ne çok hiç oldum!
Ne işi var ecelin senin etrafında... 

Ahhh be çocuk ahhh! 
Daha boynuna İzmir dolanacak... Genzini deniz  kokusu saracak, sen de benim gibi az dalga geçmeyecektin Saat Kulesi'yle " ihtiyarladın artık ne zaman saati sorsam sana yetişemiyorsun hızıma" diye ...
Dur çocuk! Sokaklara çıkıp mızıka çalmadan, nereye böyle ağır ağır....


Sürnot :  1) Bir çocuğun hayatını, düşlerini kurtarabilirsiniz hadi vakit kaybetmeden bağışlayın organlarınızı, kanınızı, iliğinizi...
2)Ağır hastalıkları, küçük bedenlere yakıştıramayanlara selam niteliğinde olsun bu yazı... 

DİNAMİZM - Üçüncü Kat -




Kampüsler, külliye…
İlköğretim okulları, imam hatip…
Ana sınıfları, medrese…
Köşkler, saray oldu yurdumda…


Eee haliyle indirilecek pardon şeyyy terk edecek bu yerleri tabi ki “Atatürk” portreleri ve koşa koşa yerini Abdülhamit’e bırakarak… Niye bu kadar alınıp darılıyorsunuz…

Adım adım, yer yer de sert bir şekilde cumhuriyeti çıkarıp şeriat giydirilirken yurduma suni gündemler de yaratılacak… Şu isimli eylem programı adı altında “Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı Eylem Planı”…

Övüne övüne… Böbürlene böbürlene… Güle-kahkaha anlattılar… Size onları madde madde anlatmaya niyetim yok. Ancak bu pakette bir zamanlar başbakan olan cumhurbaşkanın “ 3 çocuk” söyleminin propagandası marjinal guruplar tarafından yapılmakta…

Kadına kadın olduğu için zerre kadar değer biçilmezken onların anladığı dil olan “ Kaç paralık adamsın” kalemiyle yazılmış maddeler… Yani kadının doğurganlığı üzerine gidilmiş… Doğur da doğur diye dikte edilmiş…

Diğer bir konu ise verdikleri para ile hangi babayiğit üç çocuğa bakar, şaşarım… Eee zaten paket, bakma yönünü düşünmüyor ki sen doğur, “Allah rızkını verir” mantığıyla güdülmüş… Yani doğacak çocukların gelecekleri yok… Bol bol borçları var…

Zaten her olayın çözümsüzlüğünü yaratmakta ustalar… Asgari ücretli, evli, kiracı ve bir çocuğu olan çekirdek bir ailenin geçinemediklerinin bal gibi de farkındalar… Ama becerisizliklerini böyle bir beceri yaptıklarını sanarak kapatmaya çalışıyorlar…  Yani bu paket bu halka bir kanıt, hükümetin halkı nasıl yoksullaştırdığının belgesi…

Kadının “k” si değil ama kuluçka makinesi olması… Doğacak çocukların geleceklerinin olmaması ve devletin “sosyal devlet” anlayışının sadaka olarak görülmesi işte hepsi bu ve bundan önceki janjanlı paketlerin içerisindeydi.

Madem çok biliyorlardı kendileri niye bol çocuklu değil… Şayet bugün bu nüfus böyle kritik bir noktaya geldiyse bunların hiç mi suçu yok. Devletin “başımızın gözümüzün sadakası” olsun diye yok altınmış, üstünmüş gibi vereceği şeylere insanlar muhtaç bırakılmışsa şapkayı çıkarıp önümüze koymak gerekir…

Çocuk, genç nüfus falan istiyorlarsa bu işler öyle kadını kuluçka makinesi görerek olmaz. Gelecek verecekler…
Kadın ayaktayken oturdukları yerden kalkıp yer verecekler…
Doğacak çocuklara borç değil, sadaka değil, yaşam sunacaklar…
Kadın vekil, kadın çalışan sayısını arttıracaklar…
Kadına şiddete, kadın cinayetlerine çözüm üretecekler…
Çocuk gelinlerin önüne geçecekler ki o zaman o plan tutsun…

Bunlar temel atmadan üçüncü katı yapıyorlar… 

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.