Sayfalar
Çakmaktaşı'ndan
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sustuğum Her Nefes Senin İçin
Yazdığım her nefes biraz ayrılık, biraz da ölüm için...
Parmak uçlarımda tüm ağırlığıyla asılı duruyorken yüzün... İnce bir ip gibi geçti boğazıma yaşam...
Hiç bilmezdim böyle bıkacağımı hiç ummazdım sıkılacağımı,yaşamaktan... Nefes alıp veriyordum en azından yaşamak denirse buna... Yani işte yaşayıp gidiyordum...
Şimdi ağır ağır yürüyorum kendi tenimde kurduğum cümle ağacına doğru... İki parmağımın arasındaki kalem de kırıldı... Ayağımın altındaki noktalar bir bir kayıp gitti... Yıkıldı üstüme ünlem... Gözlerim bir aşkın peşinden sürsonsuzluğa akıp gitti...
Artık öldüğüm her nefes senin için...
Bazen Ne Kadar Hiç Olmuyor İnsan
Bazen
çok seviyorum kendimi
Bazen,
hiç…
Bazen
sıksam limon soylu dünyayı, suyunu çıkartacak gibi oluyorum.
Bazen,
hiç…
Bazen
çılgınlar gibi yazmadan duramıyorum…
Bazen
sadece hiç…
Bazen
okumaktan deli/resim geliyor,
Bazen
okumamak, hiç…
Bazen
çoook kafama takılıyor en ufak şeyler bile,
Bazen,
çokta hiç…
Durasım
gelmiyor bazen durduğum yerde,
Bazen
oturdum mu beş tonluk vinç çağırsanız nafile, kalkmak bilmiyorum hiç…
Bazen
çok ağlıyorum ota boka ama öyle böyle değil salya sümük,
Bazense
sanki Akut, Aks, Sivil Savunma ekipleri üç koldan beş inç çıkışlı dalgıç pompa
bağlamışlar içime, kurak bir hiç…
Bazen
çok ve çabucak âşık oluyorum hemen hemen her şeye bu duruma ben bile
inanamıyorum.
Bazen,
“hay aksi, gene mi? , neyi tutsam elimde kalıyor” hiç’i…
Bazen
ayrılık sonbaharda bile içini ısıtır adamın, tepeden tırnağa kıpkırmızı
jartiyeriyle seksi egzersizler yapınca…
Bazense
üçüncü sınıf pavyonlarda, loş ışıklı, bol arabesk dumanlı koskoca hiç… Bırak
yatağına sokmayı, yüzüne dahi tükürmezsin.
Bazen
kaburga kemiklerinin sesini duyasım geliyor, sarılınca…
Bazen
soluğunu dudaklarımda hissetmeyince, salyalı sümüklü bir hiç’ in izi kalıyor,
tenimde gezindikçe…
Bazen
çapkın oluyor bakışlarım, yalan söyleyemem…
Bazen
çapı kınsız, çırılçıplak bir hiç…
Bazen
bu dünyadan olmadığımı düşünüyorum, “fazlasın oğlum sen buralara” diyorum.
Bazen
noktanın bile cümle sonunda anlamı var - lale -, sen “noktalı hiç” bile değilsin…
Bazen
sürünerek gidiyorum bir yerlere,
Bazen
aslan olsam, hiç…
Bazen
çoook iğrenç, çirkef geliyor bu rezil dünya,
Bazen
kafayı bulunca, koskoca balo salonunda
damsız bir hiç…
Bazen
yüreğimde tüm acılarla o kadar diplerde geziniyorum ki bir kelimeye ses vermeye
nefesim yetmiyor… Hayatın derinlerine çekiliyorum.
Bazen
o kadar çenem düşüyor ki ozon tabakasındaki yırtığı yamasam, hiç…
Bazen,
ne kadar çok “bazen” diyor insan…
En
baz cümlede, ne kadar çok boşluğu dolduruyor “bazen hiç değilse”…
Bazen
obsesif, paranoid, psikoz, şizo, distimik, ruh hallerinde olduğuma o kadar
çok inanıyorum ve tek tek her birinin kapısını zorlayıp otel odasında
buluveriyorum kendimi ki sorma gitsin… Tek gecelik aşk gibi kullanıp kullanıp
atıyorum hepsini… Sonra işin tuhaf yanı baksanız aynı gelir size rimellerinin
renkleri… Oysa öyle akıyor ki onlar aynı renkte olmasına rağmen hepsi farklı
acı tonlarında… O tadı, o kokuyu terk ederken bir ben bilirim, tek gecede hem
de...
Bazense hemen bir üstte yazdıklarıma siktiri bol
gitmeler armağan ediyorum. Yerli yerinde bulamayınca aradığım bir şeyi sanırım
biraz aksi oluyorum ve otel odasındakiler bol makyajlı, bol alımlı, bol
isterikli ve yırtmacı gereğinden fazla derin “ hiç” oluveriyorlar…
Her
şeye rağmen;
bazen
çok ölüyorum… Yaşamak nedir hiç bilmiyorum. Gidip usulca yerime yatıyorum…
Uçsuz bucaksız karanlığın koynunda cenin pozisyonunda anamın rahmine doğru
ilerliyorum ( Tabi buraya argo tabir cuk otururdu ama edepsizliğin “hiç” anlamı
yok şimdi) … Kemiklerimin içlerinde adsız acılar kol geziyor… Sonra başımın ne
tarafta olduğu bilinsin diye dikilen mermerin tenine bürünüyorum… Çok üşüyor,
çok korkuyorum ama belli zamanlar gelip su döküyorlar ya kimisi gözünden,
kimisi elinden, kimisi de boy boy şişelerden…
Ve
nice zaman sonra dudakların değince o soğukluğuma; bilmiyorlar ki can suyu diye
bir şeyin varlığını, bir üst paragraf kosskocaman HİÇ’e yuvarlanıveriyor öylece…
Sahi
ben ne çok yaşıyorum bazen… Hiç öldüğüm gelmiyor aklıma… Gelmene gerek bile yokken
yine de öptüğün
ve
HİÇ
unutmadığın için sağ ol…
SürNot:
Haz Veren Ölüm adlı çalışmalar Salvador Dali’ye ait
ZAM/ANE ÜLKESİ
Yüzde
3’ ten lütfettiler 3,5 yaptılar.
Yani
3,5 + 3,5 a(r)ttırıyorlar.
Eeee!
Zaman fedakârlık zamanı yoksa Yunanistan’ a döneriz. Yani ekonomimizin pamuk
ipliğine bağlı olduğunun göstergesi niteliğindedir bu cümle…
Peki,
o zaman kendinize, danışmanlarınıza, emeklilerinize çifter rakamlı çifter
rakamlı zamlarrr yaparken ve koca Avrupa siyasilerinin maaşlarının önüne
geçerken maaşlarınız, aklınıza hiç Yunanistan gelmedi mi? Yoksa geldi de en fazla bir adamızı,
fabrikamızı falan özelleştiririz mi dediniz…
Beş
aydır sallandırılan memur zamları, emekliye seçime yakın yüzde üç-beşlik intibak
tarifeciği ile geçiştirilirken kendilerine bir gece ansızın zammın en babasını
yapıverdiler. Sonra onunla da
yetinmeyince;
Elektrik…
Su…
Doğalgaz…
Ulaşım…
Kömüre…
Benzine…
Mazota
hep çifter çifter rakamalar binerken, bizim gelir kalemine bir tutam pamuk
ağırlığında bir şeyler konuyordu ve biz daha konan o şeyin adına zam demeden
onu da şeytan alıp götürüyor, sata sata bitiremiyordu.
Biz
zamların ülkesinde yaşıyoruz. Sesimiz çıkmaz hiç Endonezya ya da Pakistan gibi…
Biz de her şeye zam yapılır, susarak ya da en büyük sloganımızı (“alıştık artık”)
atarak göğüsleriz zamlarımızı… Hatta
merak bile ettiğimiz olur niye on günde üçüncü kez zam yapılmadı diye benzine… Yani o denli meraklıyız ki Yunanistan’ın
ekonomisini o hale getirenlerin hükümetin izlediği politikadan mı yoksa memurların,
işçilerin aldığı maaşlardan mı olduğunu gayet iyi bilir, iyi anlarız... Sonra hep
sorarız hani ekonomimiz sağlamdı, iyi yönetiliyordu, krizler bizi teğet geçerdi,
şimdi ne oldu da memura yapılacak zamla mı Yunanistan’ a döneceğiz diye…
Biz,
bir tek bize uğramayan, zamların ülkesinde yaşıyoruz… Yaşam kalitemiz fevkaladenin fevkinde, hiçbir
fatura, hiçbir vergi hiçbir zam bozmaz moralimizi, etkilemez bizi… Çünkü kişi
başına beş metre yüksekten düşen saksı misali düşer başımıza bilmem kaç bin
dolarlık GSMH ve etkisi cebimize girmese de yeter bize… Çarşı -pazar, metrobüs-otobüs kaç para olmuş kimin
umurunda ekonomik yalanlar yeter bize…
Şimdi
bir tarafta yüzde 3,5 diğer tarafta grev hakkı… Hükümet rahat çünkü komisyonda
onların ağırlığı var. Yani bildiniz zam en fazla yüzde 4 bilemediniz 4,5 tabi
adına zam denirse…
Hey
gidi hey…
Nerden
nerelere geldi zam/ane ülkesi…
Bir
zam/anlar öğretmen maaşlarını geçmeyen zamlar yapılırdı milletvekillerine…
Heyyy gidi
heyyyy….
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
Bir Türk Edebiyatı Klasiği… Birçok kitapsever tarafından okunan hatta bir kaç kere okunan ve başucu kitabı yapılan eserler arasında ...
-
Akl ı mda olsan ç oktan unuturdum... Kancasını şakağıma dayayan korsana heybemde ne kadar cümle biriktirdiysem sadaka niyetine hep...
-
Kendi görüntüsüne âşık olan Narkissos değildim elbet… Bizim hikâyemiz Karaburun’da da geçmiyordu. Dali kadar olmasa da karizma konu...
-
Bıraktım kendimi bir gülün yaprağından.. İki yana açıp kollarımı merhaba diyordum yüzü çalınmış yere yahut yeri çalınmış yüze.. Anestez...
-
Son kırgınlıktı... Uzun zamandır tadını unuttuğum bir duyguydu; aşk... Kelimeler dolusu cümlelere binmiş geliyordu. Ben aşkı yüz metre öte...
-
Hepinizin malumu üç fidanımız… Deniz, Yusuf, Hüseyin… Ama bu sefer bu öykü onların değil, onlara göğsünü siper eden nice ismi...
-
- NOTALARIN GÖNLÜNE KONAN MELEK - O bir üstün yetenek… İki buçuk yaşında nota bilip piyano çalıyor… O Türkiye’ye bir armağan...
-
Sahi❗ Nasıl bir dünya bu...? Yokluğunu durmadan çeşitli ulaşım araçlarının arasına hapsederek, kolumdaki çoğul yalnızlıkla dolaşmak hangi ...
-
Sen benden gider gitmez uykuya verdim kendimi... Rüyamda Nil* Kiew' e davet ediyordu, uyandım... Bi bira açtım. İçtikçe doldu şişe....
-
Seviyooo..Sevmiyo.. Seviyooo.. Sevmiyo.. diye salakça bir fala kilitledim ellerimi.. Aklımda doksan altımış doksan ölçülerine çok yakın b...


