Sayfalar
Çakmaktaşı'ndan
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Böyle Bir Akşamdı
Yine böylesi bir akşamdı...
Unutmak için içiyor, ölmek için nefes alıyordum...
Hayat, avuçlarımdaki kaydıraktan kayıp gidiyordu...
Ben öylece durup tıpkı bugün gibi o gün de şiirlere tutunmuştum.
Sustuğum Her Nefes Senin İçin
Yazdığım her nefes biraz ayrılık, biraz da ölüm için...
Parmak uçlarımda tüm ağırlığıyla asılı duruyorken yüzün... İnce bir ip gibi geçti boğazıma yaşam...
Hiç bilmezdim böyle bıkacağımı hiç ummazdım sıkılacağımı,yaşamaktan... Nefes alıp veriyordum en azından yaşamak denirse buna... Yani işte yaşayıp gidiyordum...
Şimdi ağır ağır yürüyorum kendi tenimde kurduğum cümle ağacına doğru... İki parmağımın arasındaki kalem de kırıldı... Ayağımın altındaki noktalar bir bir kayıp gitti... Yıkıldı üstüme ünlem... Gözlerim bir aşkın peşinden sürsonsuzluğa akıp gitti...
Artık öldüğüm her nefes senin için...
Bazen Ne Kadar Hiç Olmuyor İnsan
Bazen
çok seviyorum kendimi
Bazen,
hiç…
Bazen
sıksam limon soylu dünyayı, suyunu çıkartacak gibi oluyorum.
Bazen,
hiç…
Bazen
çılgınlar gibi yazmadan duramıyorum…
Bazen
sadece hiç…
Bazen
okumaktan deli/resim geliyor,
Bazen
okumamak, hiç…
Bazen
çoook kafama takılıyor en ufak şeyler bile,
Bazen,
çokta hiç…
Durasım
gelmiyor bazen durduğum yerde,
Bazen
oturdum mu beş tonluk vinç çağırsanız nafile, kalkmak bilmiyorum hiç…
Bazen
çok ağlıyorum ota boka ama öyle böyle değil salya sümük,
Bazense
sanki Akut, Aks, Sivil Savunma ekipleri üç koldan beş inç çıkışlı dalgıç pompa
bağlamışlar içime, kurak bir hiç…
Bazen
çok ve çabucak âşık oluyorum hemen hemen her şeye bu duruma ben bile
inanamıyorum.
Bazen,
“hay aksi, gene mi? , neyi tutsam elimde kalıyor” hiç’i…
Bazen
ayrılık sonbaharda bile içini ısıtır adamın, tepeden tırnağa kıpkırmızı
jartiyeriyle seksi egzersizler yapınca…
Bazense
üçüncü sınıf pavyonlarda, loş ışıklı, bol arabesk dumanlı koskoca hiç… Bırak
yatağına sokmayı, yüzüne dahi tükürmezsin.
Bazen
kaburga kemiklerinin sesini duyasım geliyor, sarılınca…
Bazen
soluğunu dudaklarımda hissetmeyince, salyalı sümüklü bir hiç’ in izi kalıyor,
tenimde gezindikçe…
Bazen
çapkın oluyor bakışlarım, yalan söyleyemem…
Bazen
çapı kınsız, çırılçıplak bir hiç…
Bazen
bu dünyadan olmadığımı düşünüyorum, “fazlasın oğlum sen buralara” diyorum.
Bazen
noktanın bile cümle sonunda anlamı var - lale -, sen “noktalı hiç” bile değilsin…
Bazen
sürünerek gidiyorum bir yerlere,
Bazen
aslan olsam, hiç…
Bazen
çoook iğrenç, çirkef geliyor bu rezil dünya,
Bazen
kafayı bulunca, koskoca balo salonunda
damsız bir hiç…
Bazen
yüreğimde tüm acılarla o kadar diplerde geziniyorum ki bir kelimeye ses vermeye
nefesim yetmiyor… Hayatın derinlerine çekiliyorum.
Bazen
o kadar çenem düşüyor ki ozon tabakasındaki yırtığı yamasam, hiç…
Bazen,
ne kadar çok “bazen” diyor insan…
En
baz cümlede, ne kadar çok boşluğu dolduruyor “bazen hiç değilse”…
Bazen
obsesif, paranoid, psikoz, şizo, distimik, ruh hallerinde olduğuma o kadar
çok inanıyorum ve tek tek her birinin kapısını zorlayıp otel odasında
buluveriyorum kendimi ki sorma gitsin… Tek gecelik aşk gibi kullanıp kullanıp
atıyorum hepsini… Sonra işin tuhaf yanı baksanız aynı gelir size rimellerinin
renkleri… Oysa öyle akıyor ki onlar aynı renkte olmasına rağmen hepsi farklı
acı tonlarında… O tadı, o kokuyu terk ederken bir ben bilirim, tek gecede hem
de...
Bazense hemen bir üstte yazdıklarıma siktiri bol
gitmeler armağan ediyorum. Yerli yerinde bulamayınca aradığım bir şeyi sanırım
biraz aksi oluyorum ve otel odasındakiler bol makyajlı, bol alımlı, bol
isterikli ve yırtmacı gereğinden fazla derin “ hiç” oluveriyorlar…
Her
şeye rağmen;
bazen
çok ölüyorum… Yaşamak nedir hiç bilmiyorum. Gidip usulca yerime yatıyorum…
Uçsuz bucaksız karanlığın koynunda cenin pozisyonunda anamın rahmine doğru
ilerliyorum ( Tabi buraya argo tabir cuk otururdu ama edepsizliğin “hiç” anlamı
yok şimdi) … Kemiklerimin içlerinde adsız acılar kol geziyor… Sonra başımın ne
tarafta olduğu bilinsin diye dikilen mermerin tenine bürünüyorum… Çok üşüyor,
çok korkuyorum ama belli zamanlar gelip su döküyorlar ya kimisi gözünden,
kimisi elinden, kimisi de boy boy şişelerden…
Ve
nice zaman sonra dudakların değince o soğukluğuma; bilmiyorlar ki can suyu diye
bir şeyin varlığını, bir üst paragraf kosskocaman HİÇ’e yuvarlanıveriyor öylece…
Sahi
ben ne çok yaşıyorum bazen… Hiç öldüğüm gelmiyor aklıma… Gelmene gerek bile yokken
yine de öptüğün
ve
HİÇ
unutmadığın için sağ ol…
SürNot:
Haz Veren Ölüm adlı çalışmalar Salvador Dali’ye ait
Bağışla Atam!
Bağışla
Atam!
Senin
gibi altını çize çize okuyamadık kitapları…
Nerde
din tacirler, din tüccarları, din sömürücüleri varsa biz onlara kandık. Hasta
yatağında dahi okuduğun kitabın kırmızı kaleminle önemli gördüğün paragraf
başlarına, titreyen ellerinle “ D” harfini bile koyman başlı başına bize azmin
zaferini anlatmaya yeterken, biz yetinemedik. Senin bizde gördüklerini biz
mercekli aynalarda dahi göremedik.
Kısıktı
sesimiz…
Çürümeye
atarlar diye zindanlara hep küçük harflerle konuştuk… İmece usulü toplanan
yardımlarla şanlı zaferler kazanan ordunun mensuplarını bir bir kirletirlerken,
biz memur zihniyetlerinde gezindik… Gidilmedik, gezilmedik okul olmayan köy
kalmasın her yer apaydınlık olsun diye uğraştığın vatan toprakları artık senin
bıraktığın gibi değil… Aydınlanmayı biz artık elektrik ve elli kusur mum gücüne
sahip ampulden ibaret sayıyoruz… Üstelik senin o kanla, canla, başla düşman
işgallerinden kurtardığın toprakları biz gönüllü olarak parsel parsel
satıyoruz. Oysa vatan toprağının özelleştirmesi olmaz, biz toprağı alanlara üstündeki
fabrikaları bonus niyetine verdik…
Bağışla
Atam!
Bağışla…
Senin
yıllar önce kurduğun o meclis artık TÜSİAD, MÜSİAD tarzı bir hal aldı. Her şey
işadamı mantığıyla yönetilir oldu. Üstelik senin zamanında yurtseverlik aşkı
ile yapılan vekillik, hizmet aşkı ayaklarıyla rant sağlamak için yapılır oldu. Vekillerde
milletin değil zaten parti genel başkanlarının vekilleri ve öğretmen maaşlarını
geçmesin dediğin yıllar evvelki bir vekilin şimdiki maaşı yirmi öğretmen
maaşına denk geliyor. Enflasyon ise hep onlara vuruyor biz bolluk içerinde
güllük gülistanlık yaşayıp gidiyoruz.
Bağışla
Atam!
Seni,
ne bana ne de ben, benden sonrakiler tam olarak anlatabildim. Hep klasik
cümleler yer aldı okul hayatlarımızda, aile içlerindeki sohbetlerde ise adını
dahi almadık ağzımıza… Hep ilkelerinden bahsedildi ama hiç uygulanıp
uygulanmadığı sorgulanmadı. Okumayan, sorgulamayan, korkutulup sindirilen bir
nesil yaratıldı. Ama hakkını yiyemem Atam, bir Gezi olayı yaşadık. O biraz bizi
bağımsızlık, özgürlük savaşımız olan Kurtuluş Savaşımızın ruhuna bürüdü… Senin
yıllar evvel dediğin gibi davrandı iktidar sahipleri… Mahkemelerde artık Nutuk’ların
yargılanır oldu… Geleceği emanet ettiğin o gençlik de öyle…
Bağışla
Atam!
Senin
bir bir kazandırdığın kazanımlar ellerimizden kayıp giderken biz işi, aşı,
çoluğu çocuğu düşündük… Bu vatan, bu ülke nereye götürülüyor hiç kafa yormadık.
Bilime, ilme, sanata kendimizi verecekken, çoğunluk neredeyse biz de oraya
sürüldük… Kitaplardan, sorulardan, sınavlardan bir bir çıkarıldın. Biz hala
doğru şıkkı aramaya yeltendik…
Seni
anmak; yılda bir kez öldüğün tarih ve saatte sirenleri çaldırıp hayata bir
dakika saygılı davranmak değil, bunu sen de biliyorsun…
Seni
anmak; bize Nutuk’larında bahsettiğin gençliğin gelecekten geleceğe, aklıyla,
yüreğiyle senden devraldıklarını geliştirip yücelterek koşmak…
Hadi!
Sende
biliyordun değil mi?
Geleceği,
yaşadığın an gibi gördüğün kesindi. Yoksa ne diye durduk yere;
“Türk milletinin
karakteri yüksektir.”
“Türk milleti
çalışkandır.”
“Türk milleti
zekidir.” gibi söylemler
edesin…
Bağışla,
Atam…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
Bir Türk Edebiyatı Klasiği… Birçok kitapsever tarafından okunan hatta bir kaç kere okunan ve başucu kitabı yapılan eserler arasında ...
-
Akl ı mda olsan ç oktan unuturdum... Kancasını şakağıma dayayan korsana heybemde ne kadar cümle biriktirdiysem sadaka niyetine hep...
-
Kendi görüntüsüne âşık olan Narkissos değildim elbet… Bizim hikâyemiz Karaburun’da da geçmiyordu. Dali kadar olmasa da karizma konu...
-
Bıraktım kendimi bir gülün yaprağından.. İki yana açıp kollarımı merhaba diyordum yüzü çalınmış yere yahut yeri çalınmış yüze.. Anestez...
-
Son kırgınlıktı... Uzun zamandır tadını unuttuğum bir duyguydu; aşk... Kelimeler dolusu cümlelere binmiş geliyordu. Ben aşkı yüz metre öte...
-
Hepinizin malumu üç fidanımız… Deniz, Yusuf, Hüseyin… Ama bu sefer bu öykü onların değil, onlara göğsünü siper eden nice ismi...
-
- NOTALARIN GÖNLÜNE KONAN MELEK - O bir üstün yetenek… İki buçuk yaşında nota bilip piyano çalıyor… O Türkiye’ye bir armağan...
-
Sahi❗ Nasıl bir dünya bu...? Yokluğunu durmadan çeşitli ulaşım araçlarının arasına hapsederek, kolumdaki çoğul yalnızlıkla dolaşmak hangi ...
-
Sen benden gider gitmez uykuya verdim kendimi... Rüyamda Nil* Kiew' e davet ediyordu, uyandım... Bi bira açtım. İçtikçe doldu şişe....
-
Seviyooo..Sevmiyo.. Seviyooo.. Sevmiyo.. diye salakça bir fala kilitledim ellerimi.. Aklımda doksan altımış doksan ölçülerine çok yakın b...



.jpg)

