ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayrılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Formülü Yok




Düşünce bakışlarım kayalıkların sırtından mavinin koynuna, bir meşale gibi yandı avuçlarımda, aşk... 

Nasıl seyre dalmışsam öyle dokunulmaya, dokunmaya sevdalı sokak kedisi gibiydim... 

Ama sen uzak dur sevgili, tepeden tırnağa kundaklandığım bu acıyı dindirecek bir formül yok... Bilmem kaç bilinmeyenli denklemin bilmem kaçıncı eşitsizliğiyim... 

Formülü yok...

Harfler kavuşunca birbirlerine, biz düşünce uzağa
"ayrılık" çelikten bir gemi olur yüzer mavinin yanağımda...

Yanar, ellerim... 
Sokulur usulca bir sokak kedisi yamacıma... Kaybolur bakışlarımız o geminin girdabında...

Sürnot: Benim denize, kedinin sokağa ait olduğu bian...

Yaprak Gibi Yüreğim...




Durduğum yerden bakıyorum hayata ... Hüzünbaz bir şarkının notalarında ayak uçlarıma basa basa yürüyorum... Tüm bu çabam incinmesin diye şarkı... Acıyormuş canım, kanıyormuş kendi harflerine küsen a〰ş〰k... Aldırmıyorum, gerçekten aldırmıyorum ayaklarıma batan sol anahtarına...


Yaprak gibi yüreğim... Yaşamın herhangi bir dalına tutunamayan...
Sırtını sonbahardan yapılma notalara dayayarak yavaşça kaldırım kenarına süzülen , yaprak işte yüreğim...

Dokunma❗ Dağılırım...



















 

Sürnot: "Cem Adrian - Her Aşkın Bir Şarkısı Var" 🎵🎶🎼 dinlenirken yüreğime konan bir karalama...


 

Hangi Yalnızlığın Mısrasıydık



Her mevsim hüzünbaz kuşlar göçer avuçlarıma... Seyyah olur parmaklarım , düşer gökyüzü ayak izlerinin bıraktığı çukurlara...
 

Sadece biz mi bu kadar yalnızdık... Yoksa Deniz'lere kara sevdalı, mor menekşeler de mi renklerinden sıyrılıp sarılırlardı darağaçlarına...

Biz bu kadar yalnız mıydık? Sokak lambaları bile gölgelerini kaldırımlara bağışladıkları halde ... Şimdi üşürken parmak uçlarımda romantik devrimcinin mısraları;
Sahi❗
Biz...
Niye...
Bu kadar...
Çoğul yalnızlığa...
Sevdalıydık...

Can Kırığı




Cam kırığı değil içimdeki, can kırığı…

Uzanınca ellerim karıştırırdı gökyüzünü… En çok bulutları gıdıklardım. Güldükçe ağlamaları ondan... Akşamüstlerine doğru güneşi amforaların koynuna yolladım mı  ellerime yıldızlar batardı. Aldırmazdım. Sahiden aldır-maz bırakırdım öylece... Düş kaybıymış, acıymış, alyuvarlarım-akyuvarlarım denize dökülürmüş, ha! Dökülsün bana ne! Her dalgada nasıl olsa kendime gelirdim.


Siz bilmezsiniz ne çok geçtim ben aşkın sıratından, Şatt'ül-Arab'ından çividen de çivi Zap sularından da bir ondan geçmedim, vazgeçemedim... Her aşk yeniledikçe ve yenildikçe kendi devrimi yaratırmış ya benimki de o hesap ama cam değil ki bu takımı bozuldu mu yenisini alıp koyasın, can kırığı... Dil kırığı, düş kırığı, cümle kırığı... Dokunup sarmadın ya ten kırığı... O yüzden kanıyor durmadan içim... O yüzden cennetin kapısını çarpmam, cehennemden de daha sıcak bakmam...

Uzanınca ellerim, karışırdı aşka gök/yüzü...
Cam kırığı değil içimdeki, can kırığı…

Pembenin Zehri





Ben seni çok sevdim ve çıkardım  en sevdiğim kitapların arasından seni...

Postit yaprakları arasına zulaladım... Sen de biliyorsun artık okunacak değil yazılacak kadındın...

Zehir zakkum bir mevsimin üstüne pembe pembe yağmıştın... İçim dışıma taşmış, yüreğim köhne bir mazgalın başında gelecek gemileri bekliyordu...

Amin demedim hiç... Sadece umut ettim gelmeyecek ve olmayacaklara... Şimdi seni en sevdigim kalemimle tozu kalmış pembenin zehriyle birlikte damardan alıyorum...

Susuyor evren...
Düşüyor palet...
Avuçlarımdan di'li kurumuş  ıslak iki cümle sızıyor...
"Seni Sevdim"...

İŞTE BU KADAR




İşte şu kadar uzak kalabilirdim gözlerine ama "Bakışların gittiğin yerden uzak..." benimse cümlelerim yorgun, parmaklarım kırılgan...

Metro kalabalığında aklımın merdiven boşluğunda yankılanırken kırmızı adımların, zaman kendi kavramını yitiriyordu... Günler birbirine giriyor. Hafifçe bir tebessümün dahi o bilincini yitirmiş zamanın zoruna gidiyordu...

Kendi kendini de ilk defa sorguluyordu zaman; bugün günlerden ayrılıkken kim demiş "cumartesi," yarın gökyüzü gibi sonsuz ve mavi bir yalnızlık kahvaltıma konuk olacakken kim demiş" pazar"... Sonra aklımdan hiç çıkmayan "sen" pazartesiye sendrom olurken, kim koymuş böyle uyduruk isimleri günlere...

Zaman, geçiyorsa aşktan mesafeler de sorguya çekerdi kendini... Mesela uzak aslında çok uzak olmayabilir ama geçmiyorsa aşk, zamanın kılcal damarlarından yakın da bir o kadar uzak olabilir... Sahi
! Kim koymuş isimlerini sensiz geçen günlerin, mesafelerin... Diyor ya zamanın nokta/lama işaretlerine takılı kalmış bir şiir; "

“o kadar uzaktın ki bana
inanamıyorum şimdi,
bir kibrit çöpü mesafede duruşuna

o kadar yak
ındın ki bana 
inanam
ıyorum şimdi, 
bir kibrit
çöpü mesafede oluşuna”
Yani işte şu kadar mesafe sevgili sen hesap et yakın mı? Uzak mı?

S
ürnot : 1) Şarkısıyla konuk olan Feridun Düzağaç teşekkür :)))
 2) ** KİBRİT ÇÖPÜ" şiirinden... 

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.