gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bırak Batayım Yalnızlığın Tenine




Bırak tuzlu tenini dalgalı parmaklarıma bu gece sende alabora olmam lazım...

Bırak bu gece kelimelerini seni benden daha güzel yazacak kalemler yaratmam lazım...

Bırak saten bir gecelik giymiş gibi ilerleyen saatleri seni sana bırakmayacak zamanlara soyunmam lazım...

Hadi durma, durma gerçekten bırak sen de uzun topuklu ayrılığın ardından kurak mevsimlere aksın dudak ıslaklığım ...


Bırakkkk nasıl bulmadıysan yüreğimi öyle…




Korsan Şiir




Hayat; nasıl da korsan ellerde basılmış şiir kitabı gibiydi... 

Ne kâğıdı kâğıt, ne hamuru hamur ne de ustası gerçekten ustaydı... Hani şöyle çevirip sayfalarını koklamaya kalksan o kurumuş gülden hariç her türlü pislik kokabilirdi...


Sahi!

Bu kadar ağır mıydı gülün dalına yaprak ya da gövdesine dikeni... Ağır mıydı gerçekten içmeden çekilmediğine göre bu gök,  bu yer, bu yerle gök arası mısraları dağılmış, kelimeleri tutunduğu sayfaya ağır gelmiş korsan şiir...

Şimdi gönlüm, elim, yüreğim uzun topuklu ayrılığın sesleri altında kefenine sıkı sıkıya sarılmış bir gül gibi duruyorken, hangi kitabın arasında kuruyabilirim ki...

Ve hangi kitap basar bağrına beni…

Kanayan Güller İçinde Tenimiz



Tenin, yağmur ormanlarından akıp gelen güllerin içindeydi…


Zamansızım…
Hiç hesap kitap yapmadan zaman-sız girmiştin tenimin yırtıklarından içeri… Önceleri çok canım acıdı. Kıvrandım. Yutkundum ama sonra bilinçaltında beslediğim aşk, kabına sığmayınca yıkıp geçti aklımın mantık kapılarını… Gözlerim geleceğin çok üstlerinde geziniyor, gülerken dahi canım çok acıyordu… Çok acı-yordu beni, çookkk…

İlk defa böyle bir şey oldu. Kayan ayağımdı, düşerim kırıldı. Yavaş yavaş ilerliyordum. Kimselere hiçbir şeye bulaşmadan ama dokunarak topluyordum teninden yağmurları… Her dokunuş bir haz… Her dokunuş bir acımtırak bahar bırakıyordu. Parmaklarım aylarca susuz kalmış vahşi hayvanlar gibi içtikçe içiyordu tenini… Biara ellerimden gül renginde bir şeyler aktığını hissettim. Yalnızlık eriyordur nasılsa deyip aldırış etmedim. Zamana çırılçıplak bırakmıştık ya kendimizi belki de onun rahatlığı vardı üstümüzde... Sonra avuçlarım ağırlaştı, bir ıssız acının doğurduğu girdaba kapılmış gibiydi. Savruluyor ama gidemiyor, kopamıyordu…

Güller sevgili o acıyla, hasretle büyüttüğün… O yalnızlıkla, o ateşle, o aşkla büyüttüğün kan kırmızı, gözyaşı renginde güller, nasıl da akıyordu tenimin her bir hücresiyle savaşarak… Bir ara uyku hali çöktü üstüme kalkıp yanından yıkadım yüzümü ama sonra göz kapaklarım çok ağır gelmeye başladı gözlerime taşıyamıyordum. Artık ne olduğuna, kim olduğuma anlam veremez haldeydim. Sanki gözlerimden bebekleri çalıyorlar, sessizliğime de o çaldıkları bebeklerin çığlıklarını bırakıyorlardı. Ölümün kıyısında masumlaşan eski çağ hayvanları gibi hissediyordum kendimi… Göz kapağıyla kirpiklerimin oyunlar oynadığı o aralıktan en son gördüğüm şeyse iri göğüslerini aşarak kızgın lavlar gibi üstüme gelmesiydi o güllerin…

Sonrası ağır bir karanlık… Her üç metrede bir sokak lambası niyetine diktiğim sorular da aydınlatmıyordu belleğimi… Gelecek o ukala ekini bırakmış –di’li zamanı takınmıştı. Artık her şey biraz gül kokuyordu, ölüm dahi…

Z-amansızım…
Elim ayağım sanki bedenime ait değildi artık… Sana amansız soluksuz koşuyordum. Bilincim bir kenarda, altı-üstü bambaşka kenarlarda… Amansız bir hastanın doktoruna koştuğu gibi… Sana koşuyor, ellerimde dikenler büyüyordu. Sana koşuyor gel-ecek gene o soytarı ekine binmiş gidiyordu… Sen de çok iyi biliyordun sana iyi geldiğimi ama güllerin sevgili o teninde büyüttüğün güllerine ne olacaktı…

Zaman-sızım...
Zaman-sızındım artık... Birbirimizin yaralarından beslenen acı kuşlarıydık… Ansızın geldiğimiz çağa gitme vakti gelmişti artık… Hadi toparla kokularını tenimden, bırak dikenlerini parmak uçlarıma ki silinsin senden sonra dokunma eylemi belleğimden… Unutayım bu çarşafı kirlenmiş zamanın içinde kendime dokunmayı bile…




Sürnot:
*Salvador Dali aynı adlı The Bleeding Roses (Kanayan Güller) tablosu adıdır.


Elbet Büyüyecek





büyüyecek benim oğlum…
yangından koparacak gülünü
karanfil yapacak…
olmayacak babası gibi…

büyüyecek benim oğlum…
elbet aklını başından alacak
sarışın suskunluklar;
çocuk olacak…
genç olacak…
yiğit olup
er meydanlarında savrulacak,
ama kanmayacak
doya doya içecek
çekilen acıları,
ve daha da büyüyecek...

elbet büyüyecek
benim oğlum,
çekmeyecek babası gibi
belki daha fazlasını
taşıyacak zulasında…

elbet büyüyecek
anlayacak…
anlatacak…
boşuna olmadığını
onca acıların…

elbet büyüyecek…
her evlat
çiçekten öte
genizde yanan
bir kokudur çünkü…


Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.