Sayfalar
Çakmaktaşı'ndan
çakmaktaşı blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çakmaktaşı blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Algı Operası
Allegrosu yüksek bir operanın merdivenlerinde gezinirken takılıp düşüverdim.. Yoksulluğu yüksek kaldırımlarla döşeli bir şehrin kalbine..
Gecekondular bi'tarafta, gökdelenler diğer.. Nefes almaya çalışanlarsa vurulanların hemen yanında.. Çok sesli memleket orkestrası bu gözlerimi kapatıp kulağımı herhangi bir şehrin göğsüne dayayınca duyduğum çarpık sesleşme..
Ee algı da öyle değil mi bugünlerde.? Kelimeler, kavramlar üzerine kurulan çarpık algılaşma.. Başkanlık deme cumhurbaşkanlığı de, zam deme fiyat güncellemesi de.. Daha böyle "de"lerrrr uzar gider.. Kanarız (her iki anlamda da) biz de.. Ee öyle değilmiş böyleymiş diye.. Ohal'lerden bu hallere düşerken, yol yaptılar diye övünerek.. Şimdi rahat rahat yolculuk yapın o yolun nereye vardığını görerek..
Tıka kulaklarını, kapa gözlerini, yut cümlelerini.. Maymunlar oynasın.. Çarpık kentleşmenin, yoksul cümlelerin ve 360 derece dönmenin gerçek yüzüdür; siyaset.. Çalanlar, söyleyenler, besteleyenler hep aynı.. Bakmayın siz benim çoğul ekiyle sessiz konuştuğuma.. Tek sesli memleket orkestrasıdır bu dinlediğimiz..
Sürnot : İyi seyirler, Sayın dinleyenler..
Sürnotun SürPsikolojik Notu: Algınız sizi değil, siz algılarınızı yönetin.. Hayır'ı bol geceler olsun..
Salvador Dali – Büyük Mastürbatör
Kitap; Varlık Yayınları’ndan 1997 yılında basılıp yayımlanmış. Bendeki de bu yıla ait 1.basım. Türkçe ’ye kazandıran ise Gürhan Tümer. Onun hakkında da kısa bir bilgi vermeden geçemeyeceğim.
Gürhan Tümer; İzmir’li, mimarlık alanında Prof. Dr. Uzun yıllar Ege Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversite’sinde akademik yaşam sürdü. Aynı zamanda İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV)’in kurucu üyesi olan Tümer, Eylül 2013’de aramızdan ayrıldı. Ancak bıraktığı güzel eserlerle hep yaşıyor ve yaşayacak da..
Gelelim Salvador Dali – Büyük Mastürbatör’e. Giriş yazısında Tümer, kitabın nasıl oluştuğuna dair ipucu veriyor.
İzmir Alsancak Fransız Kültür’ün dış kapısı önündeki masaya atılmış, alınıp bir daha geri verilmemesi ayrıca da resmi kayıtlardan düşümü yapılmış Dali’nin bu şiir kitabıyla karşılaşıyor. Ve hikâye başlıyor.
Doğruyu söylemek gerekirse Dali’nin şiir yazdığını biliyordum ama böyle bir kitabı olduğundan bihaberdim. Sevgili Gürhan Tümer bu kitap için öyle güzel, öyle güzel bir giriş yazısı yazmış ki birkaç sefer okudum.
Dali ile ilgili bilmediğim bilgilere rastladım. Mesela Dali’nin kaka sapığı ve sanatçısı olduğunu, etrafındakilere kaka öyküleri anlattığını, çocukluğunda altına bilerek işeyip çişinin bacakları arasından akmasından hoşlandığını, uzaya gidiş geliş çalışmalarında astronotların kaka çiş olaylarını( bu mevzuyu ayrıntılı anlatmayacağım zira mideniz kalkabilir) , Babil Kulesinden etkilenerek Ölümsüzlük Kuleleri olacak burada herhangi bir katta oturan bir alt kattakinin ağzına doğrudan yapacak ve hiçbir şekilde çalışmadan vb. bi’şeyler yapmadan beslenme sorununu çözebileceğini taaa ki bir tıp öğrencisinin kaka mineral ve protein bakımdan sıfırdır açıklamasını Dali’ye yapana kadar hep bu şekilde ölümsüz bir yaşam tezini savunduğunu. Bugüne kadar böyle ayrıntılı bir şekilde bilmiyordum.
Okudukça yer yer iğrendim, tiksindim ama ne demiş Dali; “İğrenme en çok arzu edilen şeylere açılan kapının çok yakınında bulunan bir nöbetçidir” Ben geçtim bu kitapla o nöbetçiyi zor da olsa.
Sonra efendim o zamanlar Gerçeküstücü şair Paul Eluard’ın karısı olan Gala’ya delicesine âşık olup Eluard’tan arakladığını, Hitler’i kadın olarak düşündüğü fantezisi, tablolarındaki cinsellikler falan bunları biliyordum da sekse Gürhan Tümer’in anlattığı kadar o derece düşkün olduğunu bilmiyordum. Amanın neler neler. Yazılmaz, anlatılmaz..:)
Aslında bir süredir ressam olup şiir yazanlar ile şair olup resim yapan sanatçılara göz gezdiriyordum. Bu kitaptan da böylelikle haberim oldu zaten. Benim için çok kıymetlidir, Dali’nin en ünlü tablosundan da bu yazdığı şiir yahut Nazım Hikmet’in, Max Jacob’un şiirlerinden öte çizdiği tablolar. Çok değerlidir. Kıymetlidir ve ayrı bir yeri vardır benim için.. Sanatçının ustalaştığı işin arkasında, kendine sakladığı ve yine kendine çıktığı nefes alma tünelleridir o yapıtlar. Çok ustaca olmasalar da çok samimi yapıtlardır. O yüzden daha bi’başka tanırsınız sanatçıları o yönleriyle karşılaşınca. Neyse lafı fazla uzatmadan gelelim Dali’nin Büyük Mastürbatör şiirine..
Bu arada az daha unutuyordum. Sevgili Gürhan Tümer sayesinde Michelangelo’nun da şiir yazdığını öğrenmiş ve iki adet şiirini okumuş olmaktan aldığım hazzı anlatamam.
Yukarıda da belirttiğim gibi şiire söyleyecek sözüm yok. Niye öyle demiş, niye burada bunu kullanmış diyerek irdelemek Dali’ye haksızlık olur. Ancak söyleyebileceğim şunlar. Tek ve uzunca bir şiir. Dali’ye yakışır tarzda hatta üç gömlek de fazla Dali’ce.. Sürrealist, lirik, romantik yer yer bazı bölgelerde çok sık ve gür bir şekilde iğrenç mide bulandırıcı (Çiş, kaka vb. öğeleri bolca kullanmış mesela) benzetmelerle bezenmiş. Ancak onca iğrenç yanına rağmen iğrenmiyorsunuz okurken ayrı dünyalara gidip geliyorsunuz. Güzel değişik pencereler açıyor zihinde..
Son olarak Dali’nin bu şiiri ile aynı adlı bir tablosu da vardır, içine girmeden şöyle dışarıdan bir göz gezdirin derim.. :)
Ve işte bir parça Büyük Mastürbatör;
“ Bakışları doluyordu
soğuk kalabalığıyla
imgelerin
ölümün ilkesine
bağlanmış
ve ta çocukluktan beri
bilinçaltı
imgelerinin
dalgalarına
çakılmış
ünlü
çeşmelere
benzeyen.”
Bırak Batayım Yalnızlığın Tenine
Bırak tuzlu tenini dalgalı parmaklarıma bu gece sende alabora olmam lazım...
Bırak bu gece kelimelerini seni benden daha güzel yazacak kalemler yaratmam lazım...
Bırak saten bir gecelik giymiş gibi ilerleyen saatleri seni sana bırakmayacak zamanlara soyunmam lazım...
Hadi durma, durma gerçekten bırak sen de uzun topuklu ayrılığın ardından kurak mevsimlere aksın dudak ıslaklığım ...
Bırakkkk nasıl bulmadıysan yüreğimi öyle…
Yarabaz Bi'Adamım
Nakarat gülüm! Bu aşkın ötesi berisi gibi hayat hep aynı nakarat...
Üstelik işin tuhaf yanı, aynı hece harekatıyla yüreğimizi kuşatıyorken, biz yorulmak bilmeden aynı notalara basıp basıp farklı seslerin çıkmasını bekliyorduk...
Oysa mucizevi bir şarkı değil ki aşk ... Olsa olsa ayrılık şarkılarının girizgahından başka hiçbir halta yaramayan, heyecanlı üç beş perküsyon darbesi...
Dedim ya bu hayat, hep aynı nakarat... Sen çiz üstümü, sadaka niyetine bağışla güneşe... Bunu demek istemezdim ama "BEN BÖYLEYİM*" bu nakaratta yara/maz bi'adamım, yara/baz...
Marsım İşte
Uzatmışım parmaklarımı buluta... Göğsümün limanına yanaştıkça plaktan dökülen notalar, yüreğim kafesine ruhum bu evrene sığmaz taşar...
Hangi gezegen efelik edermiş bana...
Hangi bulut yağarmış,
Hangi uçak aslında uçtuğunu sanırmış, şaşarım❗
"İSTERSEN" ama gerçekten istersen herşey olabilirsin, herşeyi yapabilirsin bu hayatta... Mesela bak bana onca bilim adamı onca robotik yalnızlık su ararken bir hayat belirtisini gıdıklamaya çalışırlarken tenimde, anason kokulu Mars'ım işte....
Kağıttan Edebiyat
vakit tamam, usta...
kestim edebiyatı
kağıttan gemilere kürek niyetine,
bundan sonra her cümle...
kestim edebiyatı
kağıttan gemilere kürek niyetine,
bundan sonra her cümle...
Şekerli Suskunluk
Sustum...
Bir uçağın kanadında bulutlarla oynaşırken, güneşin gülümsemesini unuttum...
Şimdi cümlelerim ölüm suskunluğunda ...
Sadece şekerli su içmek için dilimin ucuna gelip gelip tekrar suskunluğa gömülüyorlar...
Ahh güneş, güneş şimdi tam da içilecek kıvamda ama kahretsin bulutlardan da şekerli su yağmakta...
Dilim damağım, üstüm aşım , düşüm gerçeğim her yanım tecritte sanki... Hücrelerimde dolaşan sadece şekerli su/skunluk...
Gülten Akın'a
Şiirler tek tek döker mısralarını...
Aldırmadan noktalama işaretlerine akar gider heceler, o uyum o ahenk eskisi gibi değildir artık ... Kendi bestesini yaratır ve sen giderken en sevdiği oyuncağını kaybetmiş çocuk gibi salya sümük ağlar, şiir...
Dağılır dört bir yana gövdesi...
Yarım yamalak, kekeme bir ses tonuyla kalır yankısı kulağımda
" Yağmur , yağmur... Bu neyi anlatır? "
Sürnot: Gülten Akın'a...
Ne Me Quitte Pas
Terk etme beni…
Kirlenmemiş bir gökyüzü getireceğim… Kandan baruttan ve biberin gazından arındığı safi mavi bir gökyüzü, n’olur terk etme beni… Aldırma yüzüme bulaşan kana, bakışlarıma sinen o barut kokusuna… Bu bilyelerle az oynamadık biz çocukken… Bunlar değil bizi öldüren… Bunlar değil…
Biliyorum kirlendi barış… Gökyüzü kızıla çaldı. Dağıldı dört bir yana canlarımız… Artık öle öle yaşıyoruz… Biliyorum… Ne zaman bir yanımıza değse bu ustura ağzındaki ülke kanatıyor, acıtıyor tenimizi… Nefes almak hiç bu kadar zor değildi… Vermekse bu kadar kolay…
Terk etme beni… Barışın karanlık yüzüdür, savaş… Savaşır, yeniden yaşarız öldüğümüz yerden…
Sürnot: * “Ne me quitte pas”, Jacques Brel, 1972 yılında yayınladığı albümüne de adını verdiği şarkı. Édith Piaf, Sting gibi sevilen sanatçıların seslendirdiği ama benim en çok yorumunu sevdiğim (belki de sanatçı kişiliğinin yanı sıra yaşam hikâyesi de ilgimi çektiğinden olsa gerek ve aynı zamanda İnsan Hakları Savunucusu olduğundan) Nina Simone’dur. Tabi bu zamanın ünlü şarkısını yine 1972 yılında kendisi söz yazıp “Beni Terk Etme” diye seslendiren sanatçımız vardır ki onu anmadan da olmaz, #sanat güneşimiz Zeki Müren…
Ve Sürnottun Sürreal Dileği: Bizim kirlettiğimiz barışın bizi hiç terk etmemesi umuduyla…
Düşünce Nefesin İçime

Koyu bir akordan tenime yayılan yalnızlığın ses tellerine basa basa yürüyorum... Beynimde bir mırıltı, dudaklarımda bir kıpırtıyla şarkı niyetine adını çağırıyorum... Ne Müzeyyen'in sesinden dökülen nihavende ne de Vivaldi'nin parmaklarından aceleci edayla koşuşturan Sonbahar Allegro'suna benziyor bu...
Başka bir müzik, bambaşka... Ne notası nota, ne de sol anahtarı anahtar...
Kulaklarım ilk defa şahit koyu bir akordan süzülerek ses tellerime tüneyen o melankolik nefesine...
Sürnot: Ne yani, hiç öpüşmemiş gibi okumayın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
Bir Türk Edebiyatı Klasiği… Birçok kitapsever tarafından okunan hatta bir kaç kere okunan ve başucu kitabı yapılan eserler arasında ...
-
Akl ı mda olsan ç oktan unuturdum... Kancasını şakağıma dayayan korsana heybemde ne kadar cümle biriktirdiysem sadaka niyetine hep...
-
Kendi görüntüsüne âşık olan Narkissos değildim elbet… Bizim hikâyemiz Karaburun’da da geçmiyordu. Dali kadar olmasa da karizma konu...
-
Bıraktım kendimi bir gülün yaprağından.. İki yana açıp kollarımı merhaba diyordum yüzü çalınmış yere yahut yeri çalınmış yüze.. Anestez...
-
Son kırgınlıktı... Uzun zamandır tadını unuttuğum bir duyguydu; aşk... Kelimeler dolusu cümlelere binmiş geliyordu. Ben aşkı yüz metre öte...
-
Hepinizin malumu üç fidanımız… Deniz, Yusuf, Hüseyin… Ama bu sefer bu öykü onların değil, onlara göğsünü siper eden nice ismi...
-
- NOTALARIN GÖNLÜNE KONAN MELEK - O bir üstün yetenek… İki buçuk yaşında nota bilip piyano çalıyor… O Türkiye’ye bir armağan...
-
Sahi❗ Nasıl bir dünya bu...? Yokluğunu durmadan çeşitli ulaşım araçlarının arasına hapsederek, kolumdaki çoğul yalnızlıkla dolaşmak hangi ...
-
Sen benden gider gitmez uykuya verdim kendimi... Rüyamda Nil* Kiew' e davet ediyordu, uyandım... Bi bira açtım. İçtikçe doldu şişe....
-
Seviyooo..Sevmiyo.. Seviyooo.. Sevmiyo.. diye salakça bir fala kilitledim ellerimi.. Aklımda doksan altımış doksan ölçülerine çok yakın b...







