alone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Beyaz Yalnızlıklar

  Beyaz yalnızlıklar yarattım kendime. Çekiverdim yüreğimin altındaki tabureyi... Oturup bir puro yaktım. Düşmesin diye ayaklarından sıkı sıkaya bağlanmış botlar gibi bağladım düşlerime, DEV sandığım her şeyi...

Gelmedin diye değil... Bekledim diye bunca acı... Ve akciğerlerimin karalar bağlanmasıyla dolan bu lanet olasıca duman, sanki ayrılığı oturtuyor bronşlarıma... Nefes alamaz haldeyim... Ne kadar öksürsem az... Yapışmış bir kanser hücresi gibi ciğerlerimde, ayrılık...

Ne radyolog, ne arkeolog bulup çıkarır içimde yankılanan ayak izlerini... Sırtımı yalnızlığa dayayarak çömelmiş vaziyette, dalda sallanan yaprak gibi soluk renklerle bakıyorum, uçuşan düşlerime... Puro bitiyor... –De ayrılıyor –vrimden... 


Gelmedin diye değil, bekledim diye bıraktığın o son bakışla, seppuku yaparak akıtıyorum seni içimden... Şimdi yükseliyor en güzel şiirlerim otopsörün ellerinde...

Bırak Batayım Yalnızlığın Tenine




Bırak tuzlu tenini dalgalı parmaklarıma bu gece sende alabora olmam lazım...

Bırak bu gece kelimelerini seni benden daha güzel yazacak kalemler yaratmam lazım...

Bırak saten bir gecelik giymiş gibi ilerleyen saatleri seni sana bırakmayacak zamanlara soyunmam lazım...

Hadi durma, durma gerçekten bırak sen de uzun topuklu ayrılığın ardından kurak mevsimlere aksın dudak ıslaklığım ...


Bırakkkk nasıl bulmadıysan yüreğimi öyle…




Gezegenlikten Kopan Genlerim





Bir farkım yok Plüton'dan... Aşk yaratınca kendi tanımını, solup gitti gezen genlerim...

Yalnızlık da sildi yüzümü... Ayrılığın sisteminde hiçim şimdi...

Bunca yıl cücenin biri gezegen sanıyordu ya kendini... Bunca yıl sistemin içerisinde maskotluk yapıp güldürüyordu ya abilerini, ablalarını ne oldu da böyle aşk baştan yarattı kendini...

Şimdi elim, yüreğim gezegenlikten dışlanan Plüton ıssızlığına boğulu... Gözyaşlarım yer çekimine inat yükselir ona doğru... Bakma sen onlara Plüton, bakma tenin olmasa da ruhun gezen/gen senin...

Hadi gülümse; parmak uçlarım senin bu gece...


SEVGİ DUVARI -Anason Kokuyor Yalnızlık-

Öncelikle şunu söylemem şart bu yazı bir şiirin analizi yahut edebiyat tarihçisi kıvamıyla şiire sanat sevicileri tarzında yaklaşıp ve hiç haddim değilken şaşaalı laflar edip ahkâm kesme geçidi değildir. Zaten şairine laf söyleyemeyecek kadar küçük, üstelikte şiirini elimi çenemin altında tutup didik didik edemeyecek kadar çok ufak bir atom parçasıyım bu evrende… Şayet ne diye yazdın bu yazıyı diye içinizden geçiriyorsanız size söyleyecek tek bir lafım var “yalnızlık” …
Evet, yalnızlık tutup yakanızdan çarpıverince işte böyle bir duvara, her yeriniz kan revan içinde olsa bile karışıyorsunuz, hiçbir şey yok-muş gibi davranıyorsunuz onca insan içinde… Hangi duvardan, hangi şiirden mi bahsediyorum… Bak işte onu söylemeyi unuttum. Kaptırıp gidince böyle tuzlu suların şelale etkisine, bulutlandık birden… Kusuruma bakmayın ben sizleri o duvarın önünde hep gördüğümden söylemeye gerek duymadım belki de;
Sevgi Duvarı…
Yıllardır okurum bu şiiri… Üstelik dinlerim de Ahmet Kaya’dan… Doğruyu söylemek gerekirse son zamanlar hiç bu kadar iliklerime kadar hissetmemiştim hatta size şu kadarını söyleyeyim her şeyimle sıyrılıp bu dünyadan düştüm sevgi duvarından örülme havuzun içine... Bu şiirin dizeleri itti beni gitmem gereken yollara, atmam gereken kulaçlara, geçmem gereken hayal kırıklıklarına... Sanırım insanın ruhu en çok neye ihtiyaç duyuyorsa onu alıyor. Algıda seçicilik gibi bir durum… Yani ben yalnızlığımı hiç bu kadar rezil ol, ya da rezil olalım diye çağırmamıştım. O geldi durdu Can Yücel’in dizelerinde ve sürüne sürüne yediğim-içtiğim, düşündüğüm-duyduğum ne kadar şey varsa hepsinden beslenerek iliklerime işledi Ahmet Kaya sesi ve bestesiyle…

“Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi”


Ama ne kadar rezil olursak o kadar iyi, hatta çok iyiydi… Belki şaire göre iyiliğin ölçüsü rezilliğin derecesine bağlıydı. Tabi rezillikte yalnızlığın bıraktığı o yaraya… Üstelik şunu da düşünüyordum bir taraftan habire içerken. Kimin yalnızlığı hem kontes olur hem de sidikli, pasaklı ve üstüne baharat niyetine rezillik serpiştirilmiş olabilirdi… Tabi ki bir şairin demeyeceğim;


“ Kumkapı meyhanelerine dadandık 
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi “
Üstelik şair bu dizelerde kimleri, kimlerin yalnızlığına katmış belki onların bile bu derece yalnızlıktan haberleri yok… Ama en güzeli de en vurucusu da en ihtişamlı yalnızlığı da çöpçülerin ellerinden süzülen süpürge saçlı yalnızlık oluyor… Bu nasıl bir emekçi yalnızlıktır böyle herkesin özellikle sabahları görüp de görmezden geldikleri bir günaydını esirgedikleri, koca bir yalnızlık… Koca bir hiç oluyor aslında insan yine kendisinin…
Elde var iki…
Yani sidikli, pasaklı kontes olan yalnızlıktan sonra süpürge saçlı yalnızlık toparlamaya çalışıyor bizi… Yani en azından temizlemeye… Belki de biraz olsun nihilist yaklaşımlardan sıyırmaya çalışıyor o çöpçü elleri… Sonra;

“Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”
Yani iş, yani asıl mağrifet doğru söylemekte değil yalan-sız yaşamakta  ve tabi bu kıtayla elde var üç… Çoğul türkülü, yalnızlık…
Şimdi soruyorum size sevgi duvarı mı bu şiir, yalnızlık duvarı mı?
Sonra nereye gidip gidip daha çok tosluyoruz? Yalnızlığa mı yoksa sevgiye mi?
Gerçekten sidikli olunca mı yalnızlık rezil oluyoruz, süpürge saçlı olunca mı kötü kokuyoruz… Hadi hepsini unutun. Vazgeçin bir anlığına tüm sorgulardan. Ölüp ölüp dirilsek de ölümlerimiz çoğul, yalnızlığımız tekil bir türkü olmuyor mu sizce…

Ve son olarak sek içtiklerimizi saymazsak, istediğimiz kadar su katalım anason kokuyor yalnızlık…


 SürNot: Can Yücel “Sevgi Duvarı” şiirinden ve aynı adlı Ahmet Kaya bestesinden esinlenilmiştir. Dizeleri ve besteleri önünde saygıyla eğiliyorum...

Çıtın Dev S’si





öyle ıssız

öyle S’ssiz
bir yalnızlığın içinde
ki tenim
çıtın Che’si
düşüverse elimden,
yankılanır
kulaklarımda
dev…
S’si.

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.