Seviyooo..Sevmiyo.. Seviyooo.. Sevmiyo.. diye salakça bir fala kilitledim ellerimi..
Aklımda doksan altımış doksan ölçülerine çok yakın bir kuantum fiziğiyle, durdum baktım parmaklarımdan kayıp giden papatyanın kanatlarına.. Aslında onlar sarı babetlerini göstermek için beyaz elbise giyen kadınlardan farksızdı.
Usulca düştü sol elimin parmakları, toprağın tenine.. Tırnak aralarıma kahperenginde yalnızlıklar doldu... Yılların içimden dal gibi geçen uzantısını, tanımlanamayan bir evrende yaşarıyormuşçasına tomurcuk verdi gülüşlerim.. Aklım, Einstein’ın ötesindeki fizikle yoğrulurken, yüksek çok yüksek desibellere çıkmış üfleyip duruyordu kulağıma; ölüm..
Ne için yaratmıştı tanrı bizi..Papatya parmaklarımda, ellerim toprakta ve aklım fiziğin de ötesindeki bincelerce fizikle geberip giderken, sessizlik denen karadelik kaç desibele kadar yutardı sesleri..
Güldürüp durma beni papatya.. Kendi acını dindirmek için bulduğun o salakça intihar yöntemine kansaydım, insanların beni sevdiğine inanırdım..
O yüzden hiç gerek yok. Dursun kanatların, sarı babetlerinde..
Sayfalar
Çakmaktaşı'ndan
çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çiçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sarı Babet
Seviyooo... Sevmiyo... Seviyooo... Sevmiyo... diye salakça bir fala kilitledim ellerimi... Aklımda doksan altımış doksan ölçülerine çok yakın bir kuantum fiziğiyle, durdum baktım parmaklarımdan kayıp giden papatyanın kanatlarına... Aslında onlar sarı babetlerini göstermek için beyaz elbise giyen kadınlardan farksızdı.
Usulca düştü sol elimin parmakları, toprağın tenine... Tırnak aralarıma kahperenginde yalnızlıklar doldu... Yılların içimden dal gibi geçen uzantısını, tanımlanamayan bir evrende yaşarıyormuşçasına tomurcuk verdi gülüşlerim... Aklım, Einstein’ın ötesindeki fizikle yoğrulurken, yüksek çok yüksek desibellere çıkmış üfleyip duruyordu kulağıma; ölüm...
Ne için yaratmıştı tanrı bizi... Papatya parmaklarımda, ellerim toprakta ve aklım fiziğin de ötesindeki bincelerce fizikle geberip giderken, sessizlik denen karadelik kaç desibele kadar yutardı sesleri...
Güldürüp durma beni papatya... Kendi acını dindirmek için bulduğun o salakça intihar yöntemine kansaydım, insanların beni sevdiğine inanırdım...
O yüzden hiç gerek yok. Dursun kanatların, sarı babetlerinde...
Usulca düştü sol elimin parmakları, toprağın tenine... Tırnak aralarıma kahperenginde yalnızlıklar doldu... Yılların içimden dal gibi geçen uzantısını, tanımlanamayan bir evrende yaşarıyormuşçasına tomurcuk verdi gülüşlerim... Aklım, Einstein’ın ötesindeki fizikle yoğrulurken, yüksek çok yüksek desibellere çıkmış üfleyip duruyordu kulağıma; ölüm...
Ne için yaratmıştı tanrı bizi... Papatya parmaklarımda, ellerim toprakta ve aklım fiziğin de ötesindeki bincelerce fizikle geberip giderken, sessizlik denen karadelik kaç desibele kadar yutardı sesleri...
Güldürüp durma beni papatya... Kendi acını dindirmek için bulduğun o salakça intihar yöntemine kansaydım, insanların beni sevdiğine inanırdım...
O yüzden hiç gerek yok. Dursun kanatların, sarı babetlerinde...
Pembenin Zehri
Ben seni çok sevdim ve çıkardım en sevdiğim kitapların arasından seni...
Postit yaprakları arasına zulaladım... Sen de biliyorsun
artık okunacak değil yazılacak kadındın...
Zehir zakkum bir mevsimin üstüne pembe pembe yağmıştın...
İçim dışıma taşmış, yüreğim köhne bir mazgalın başında gelecek gemileri
bekliyordu...
Amin demedim hiç... Sadece umut ettim gelmeyecek ve
olmayacaklara... Şimdi seni en sevdigim kalemimle tozu kalmış pembenin zehriyle
birlikte damardan alıyorum...
Susuyor evren...
Düşüyor palet...
Avuçlarımdan di'li kurumuş ıslak iki cümle sızıyor...
"Seni Sevdim"...
Kırgınlık Çiçeği
Son kırgınlıktı...
Uzun zamandır tadını unuttuğum bir duyguydu; aşk... Kelimeler dolusu cümlelere binmiş geliyordu. Ben aşkı yüz metre öteden tanırdım da " bazen dünyanın en uzak yeri yine insanın kendisi olurmuş ya"benimki de o hesap kendimde tanıyamadım. Adını koyamadım. "Bu nedir böyle oğlum, hiç yakışıyor mu" gibi daha birçok tümceleri sıkış tepiş doldurup bir vagona aşkın geldiği raylarda kafa kafaya çarpıştırdım.
Her biri ağır yaralı şimdi o aşk cümlelerinin... Bu aşkın galibi de o çarpışmadan sağ kurtulan da inkar cümleleri, sevgili... Sen istediğin kadar "seni seviyorum" de artık o seviyorum'lu cümleler bitkisel bir hayatın içinde. Ne kökleri uzar ne büyür... Bekler öylece ötenaziyi...
Bekler...
Bekler deniz...
Bekler gökyüzü...
Bekler..su döker gözlerim, pencerenin önünde hep bu son dediğim, kırgınlık çiçeğine...
Sürnot : Tablo Salvador Dali...
Uzun zamandır tadını unuttuğum bir duyguydu; aşk... Kelimeler dolusu cümlelere binmiş geliyordu. Ben aşkı yüz metre öteden tanırdım da " bazen dünyanın en uzak yeri yine insanın kendisi olurmuş ya"benimki de o hesap kendimde tanıyamadım. Adını koyamadım. "Bu nedir böyle oğlum, hiç yakışıyor mu" gibi daha birçok tümceleri sıkış tepiş doldurup bir vagona aşkın geldiği raylarda kafa kafaya çarpıştırdım.
Her biri ağır yaralı şimdi o aşk cümlelerinin... Bu aşkın galibi de o çarpışmadan sağ kurtulan da inkar cümleleri, sevgili... Sen istediğin kadar "seni seviyorum" de artık o seviyorum'lu cümleler bitkisel bir hayatın içinde. Ne kökleri uzar ne büyür... Bekler öylece ötenaziyi...
Bekler...
Bekler deniz...
Bekler gökyüzü...
Bekler..su döker gözlerim, pencerenin önünde hep bu son dediğim, kırgınlık çiçeğine...
Sürnot : Tablo Salvador Dali...
NERGİS ÇİÇEĞİ - Metamorphosis of Narcissus* -
Kendi
görüntüsüne âşık olan Narkissos değildim elbet…
Bizim
hikâyemiz Karaburun’da da geçmiyordu. Dali kadar olmasa da karizma konusunda idare
ederim doğrusu yani Dali’nin bıyığı kadar saçım olsa…
Neden
mi bahsediyorum… Size çok mu saçmalıyor gibi görünüyorum…
Aslında
şu an ne mitolojiden ne de Salvador Dali’nin “Metamorphosis of Narcissus (Narkissos'un
Dönüşümü)” tablosundan bahsediyorum… Hiççç aklımın ucundan
dahi geçmezdi, geçmedi de Narkissos
günümüze nergis, üstelik bir çiçek adı ya da bizzat çiçeğin kendisi olarak
geleceğini…
Yani ne işin var senin deniz dururken, nehir
kıyılarında demeyin… Suya yansıyan yüzüne tutuldum tıpkı Narkissos gibi… Ama
benim tek farkım o deli kendi görüntüsüne âşık olurken ben senin görüntüne âşık
olup deliriyordum… Kalakaldım öylece… Taş mı kesildim? Yoo… Aç kalıp günden güne
eridiğim doğru… Hani aşk adama bunları yapar da ya görüntü… Yüzü, bacakları, göğsü,
endamı, saçı-başı, makyajı tepeden tırnağa yansıyınca suya bunları yapacak güce
kudrete sahip miydi adına aşk denen o kutsal varlık… Mitolojik bakmıyorum olaya
ama yüzyıllardır gelen bir gelenek gibi ne bulduysa kadın, neyi keşfettiyse yakıştırmasını
bildi kendine… Aslında kendi için mi, biz erkekler için mi böyle yaptı yoksa kadınlar
arası savaştan galip çıkmak için mi bilmiyorum… Bilsem de kendimde test edecek
cesaretim yok doğrusu…
Aşk, hani o ilk görüşte diye diye altını
kalın çizgilerle çizdiğimiz (siz bakmayın benim burada ince çizgi kullandığıma)
cümle var ya işte o cümle hangi görüntüyü barındırıyordu. Onu demeye getirip o çiftleşme duygularından
arındırıyordum bir nevi biz erkekleri… Hıı! Ne kadar arınırız bilemem…
Peki, görmeden o suya yansıdığı duru haliyle iki
insan âşık olamaz mıydı birbirine… İlla kadın ya da her kimse bu aşk oyununda
kendini yanılsama yoluyla göstermek zorunda
mıydı? Biz erkeklerin görsel ve fantezi dünyasını kadınlarınkinden farklı kılan
şey neydi? Sanırım mitolojideki aşkların
genetik kırıntılarıyla besleniyorduk da kadını severken bile sevişme
dürtülerini yani içimizdeki eski çağ hayvanını ehlileştirme gereğini
duyuyorduk.
Su; sanki zamanı emen içinde ince uzun bacaklı
filler barındıran, kâğıt havlu…
Yüzü, kıtalardan kopan kara parçası… Ağır ağır
nasıl da salınıyordu. Su, gerçekten var mıydı yok muydu? Bu Narkissos
dedikleri kadar yakışıklı ve kimselere pas vermeyen burnu havada bir adam
mıydı? Bilmiyorum doğrusu hoş bilsem de ne işime yarar… Mitolojik aşklar,
sevişmeler, cinsellikler yirmi birinci yüzyılınkinden çok farklı ya da
bizinkiler onların karşısında fantastik…
Tamamen
bahsettiğim şey şu “Nergis çiçeği…”
Yani Metamorphosis
of Narcissus’dan geçip öyle bir çiçek olmak ya da olmamakla, ille de
avangart takılıp sanat tarihçileri edasıyla elimi çeneme dayayıp saatlerce
bakıp bakıp süslü kelimeler etmeme gerek yok. Hoş! Et deseniz de ne edebilirim
ki sonuçta ne avangardım ne sanat tarihçisi… Ancak varoş semtlerin kendini
beğenen gecekondusu olarak tek kelimeyle işi bitirmem gerekirse,
“Aşk; aslında insanın kendisini, başkasında sevmesidir… O yüzden
hepimiz biraz Narkissos, biraz da çiçeğiyiz, kendimizin…”
Kaynak Alıntı:
* Salvador Dali’nin
aynı adlı “Metamorphosis
of Narcissus (Narkissos'un Dönüşümü) tablosudur.
Elbet Büyüyecek
büyüyecek benim oğlum…
yangından koparacak gülünü
karanfil yapacak…
olmayacak babası gibi…
büyüyecek benim oğlum…
elbet aklını başından alacak
sarışın suskunluklar;
çocuk olacak…
genç olacak…
yiğit olup
er meydanlarında savrulacak,
ama kanmayacak
doya doya içecek
çekilen acıları,
ve daha da büyüyecek...
elbet büyüyecek
benim oğlum,
çekmeyecek babası gibi
belki daha fazlasını
taşıyacak zulasında…
elbet büyüyecek
anlayacak…
anlatacak…
boşuna olmadığını
onca acıların…
elbet büyüyecek…
her evlat
çiçekten öte
genizde yanan
bir kokudur çünkü…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
doğduğuma en çok babam sevinmiş, oğlum diye diye demirleri tutuşturup el ele merdiven dayamış güneşe… altı yaşımda okumaya başladım. y...
-
Güzel tarafından bakınca ne kadar berbat bi'yanı olduğunu görüyordum hayatın.. Betonun altında ezilen; toprak.. Işığın ardındaki; kara...
-
Tenime batarken hasretin... Ne gündüzü ne geceyi ,ben güneşe yazdım seni... 🎵🎵 Acıysa şarabın tadı, köpeklerden beter öldürüyorsa dilimi...
-
karanlık günlerde yazdım duvarlara adını hiç korkmadım … adımların kelepçeli haliyle bile yürüdüm üstüne üstüne durmadan seni...
-
“Ve Tanrı kadını yarattı… Ne bir taşa, Ne de bir başkasına dayadım sırtımı Kadınımdan başka…” d iye doğaçlama bir dörtlükle başlıyor yolc...
-
dur! basma oraya az önce kırıldı yüreğim, batmasın ‘sev’ ler ayağına 20.07.2002 / 15:25 İzmir
-
Tuncay Özkan’ın Silivri’deki son kitabı, ilk romanı… Solukdaş’ına ithaf etmiş… Kitabın fiziki özellikleriyle başlamak istiyorum...
-
+1 farkındalıkla hafifçe çekildi gözleri ve gülerken yanakları… Her yıl olduğu gibi bu yılda 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık G...





