kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

DEVRİMCİ KADINLAR





Devrimci Kadınlar...

Queen of The Neighborhood Kolektifi* tarafından 30 devrimci, idealist, savaşçı, güçlü, mücadeleci ve korkusuz kadınların hayatlarından kesitler aktarılan kitap Versus yayınevi tarafından yayımlanmaktadır.


160 sayfa (ki bana göre böyle bir konudaki kitap için az geldi. İsterdim ki içerisinde yer alan kadınların hayatlarının biraz daha derinlerine inilmesini... Ancak sanırım o hayatlar sadece devrim başlığı altında olduğu için konu da onunla sınırlandırılmış) 13*20 cm ebatlarında, ciltsiz bir kitap...


Kitabın içerisinde yer alan kadınların isimleri;

HARRIET TUBMAN
LOUISE MICHEL
MOTHER JONES
VERA ZASULICH
LUCY PARSONS
EMMA GOLDMAN
ROSA LUXEMBURG
MARIE EQUI
OIU JIN
NORA CONNOLLY O’BRIEN
LUCIA SANCHEZ SAORNIL
WHINA COOPER
DORIA SHAFIK
LOLITA LEBRON
HANNIE SCHAFT
HAYDEE SANTAMARIA CUADRADO
ONDINA PETEANI
ANI PACHEN
DJAMILA BOUHIRED
ANGELA DAVIS
LEYLA HALİD
ANNA MAE AQUASH
ASSATA SHAKUR
BRIGITTE MOHNHAUPT
SYLVIA RIVERA
OLIVE MORRIS
VANDANA SHIVAF
COMANDANTE RAMONA
PHOOLAN DEVI
MALALAI  JOYA

Ve bu kadınların anlatıldığı sayfalarda onların illüstrasyonları yer almaktadır ki şayet olur da Che, Gandi, Mandela, Fidel ve benzerlerinin baskılı tişörtleri gibi istediğiniz devrimci kadının illüstrasyonunu tişörtünüze bastırıp giyebilirsiniz...

Kitabın benim açımdan ilgili çekici noktalarına gelecek olursam... Buradaki kadınların büyük çoğunluğu çalışan işçi kadınlar, çalışanların içerinde ise terzilik yapanlar bi hayli fazla. Sonra yaşadıkları döneme ışık tutan ve onları güçlü yapan birbirinden ilginç yaşam hikâyeleri...

Evet, keşke kolektif bu hikâyeleri yukarıda da dediğim gibi biraz daha uzun tutsaymış biraz daha anlattıkları hikâyelerin detaylarını paylaşsalarmış da kendi zamanlarında devrim yaratan kadınların hayatlarının en ufak zorluklarına kadar dokunabilseydik ama her şeye rağmen böyle isimleri toplayıp bir araya getirerek bizlere okunası hayatlar sunanlara teşekkürler.

Okuyun derim...
Çünkü aynaya baktığımızda yaşadığımız hayatın hiç de zor olmadığına şahit olacaksınız...
Okuyun derim; kadın olmanın zorluğunu bu devirde olduğu gibi o yıllarda da göreceksiniz…
Okuyun derim; aslında içimizde büyüttüğümüz en büyük aşkın devrim olduğunu bulacaksınız…

Sürnot: Queen of The Neighborhood Kolektifi; tamamı kadın, yazar, araştırmacı, editör ve sanatçılardan oluşan bir çalışma grubudur.

Kadın Sığınağı

Seyirciler arasından tek tek çıkarak yol alıyorlardı oyuncular şu şiirle sahneye…
“* Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran.
Kimi der ki çocuk doğuran.
... “

İşte böyle başladı geçenlerde İzmir Devlet Tiyatrosunda izlediğim “ Kadın Sığınağı” isimli oyun... Öncelikle aşağıda isimleri yazılı oyuncuları bir kez alkışlıyorum ( Tabi arka planda emeği geçenleri unutmayarak)
Selmin Barutçuoğlu
Hülya Böceklioğlu
Süreyya Kilimci
Gerçek Özkök Yağcı
Sabiha Sonkan
Dilek Çetiner Demir
Hülya Dilek Arda
Burcu Aksakal
Şule Demirezen
Gizem Cessur
Nehir Akkoç

2015 Türkiyesi’nde böyle gerçekçi bir oyun ki izledikçe hep bir yerlerden tanıdık acı gelip oturuyor. Kahraman gerçekten kahraman değil, hayatın ortasında solan çiçekten yapılma bahar...

Kadın diyoruz hep “kadın”...
Onları şiddetle, ölümle, acıyla yan yana yazıyoruz adlarını hep... 8 Mart’ta hep onların acılarından, çilelerinden, ölümlerinden bahsediyoruz.
Onların giyimini kuşamını konuşuyoruz...
Onların kaç çocuk doğuracağını tartışıyoruz...
Onların çocuğu normal mi sezeryan mı doğuracağına biz karar veriyoruz...
Kürtajı biz düşünüyoruz...
Onları kuluçka makinesi olarak görüyoruz...
Yasaları hep onların doğurganlığı üzerine kurguluyoruz...
Onların ojesinden, rujundan iyi hal indirimleri yaratıyoruz...
Onları emanet olarak görüp onun üzerine yorumlar yapıyoruz...
Onları hep bir adım arkamıza itip önden önden yürümeyi erkeklik sayıyoruz...

Oysa tepeden tırnağa “kadın” diyorum ben size... Aşktan, sevgiden damıtılmış “kadın” diyorum... İşte öyle güzel kadınların oynadığı bu oyun güzel tatlar bıraktı dimağımda... Yani aslında oyunculuk, kostüm, sahne anlamında o güzel tatlar... Yoksa işlenen realitenin karşında atom bombası patlıyor insanın sol yanında... Yani oyunun konusu bilindik o bir türlü derdi dermanı bulunmayan kadına şiddet ve şiddet mağdurlarının sığındığı ev ve çözümü beklenen sorunları...

Aslında bu şiddetin çözüm arayışını hep eğitime ve kişinin çocukluğundaki yaşadığı olaylara falan bağlarlar... Ben kısmen öyle düşünenlerdenim. Toplumun beyninde “kadın” deyince beliren o görselin değiştirilmesi o algıdaki resmin güzelleştirilmesi tarafındayım. Yani öncelikle biz erkekler kadın deyince aklımıza ilk neler geliyor desek ve bu maddeler üzerinden kendimizi sorgulayıp yeniden düzenlersek o resim git gide şiddetten uzaklaşır...

Her erkeğin hatta kadının da beyninde oluşan o renklerle yaptıkları tablonun adıdır “kadın”... Ve bu tablonun eğitime, şuna buna bağlanması sadece çok basit bir bahanedir. O algı ve o algının yönetimidir önemli olan... Şayet o tablo karanlık, şiddet ve tamamen cinsel istekten geçiyorsa işte orada o bakış ve duruşun yerinin değiştirilmesi gereklidir.
Bu bağlamda siz hiç sanatla güzelleşmeyen bir topluma şahit oldunuz mu? Bu konuda bence sanat; diliyle duruşuyla hayatımızda var olduğu sürece o resim, o algı hep güzel kalacaktır. Biz insanlar ne kadar yoğrulursak sanatla o kadar güzel “kadın” tabloları çıkar yeryüzüne... Yeter ki sanata bi dokunalım... Hayatımıza bir şekilde bulaştıralım.

Ve o güzel kadınlar sahneye geldikleri yoldan yani seyirciler arasından geçerek veda ederlerken dillerinde yine o güzelim şiir vardı... “Kadın” üzerine birçok güzel şiirlere imza atan Nazım usta işte ne güzel, bahsediyor şiirin devamında;

“Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,
Hayat arkadaşımdır.”


Sürnot:* Nazım Hikmet “ Kadın” şiiri..

Ayrılık Uzmanı – Uzun Tırnaklıydı Yalnızlık -





Yalnızlık; tırnaklarını geçirince tenime o ana kadar ıssız olduğumu sanmıştım. Yanıldım. Alaycı bir acı oturuyormuş meğer hemen yanı başımda. Şaştım önce yalpaladım.  Gözlerime inanamadım. Epeydir yaprak kımıldamayan tenimde, yalnızlığı takmış koluna salına salına geziniyordu acı... Tüylerim diken diken-di ama onlar akıyordu resmen… Üstelik öyle alelade bir ten de değildi gezindikleri. Ayrılığın uzun topuklarından akan veda cümleleriyle yüzmeyi öğrenen bir ten  Yangında ilk kurtarılacakken ilk yakılacak olan bir yüreği içinde barındıran yani öyle alelade değil, geçmez yaraların sığınağı olan bir tendi sarmaş dolaş gezindikleri…
Hani diyordu ya usta;
“Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi”*
  dövünüyordu binlerce şiir durmadan kendini örseleyen hırpalayan tenimde… Her biri başka bir renk, başka bir acı, bambaşka bir yalnızlıkla akın ediyordu güneşe akın eder gibi…

Yalnızlık nereye gitsem, kimi sevsem yine buluyordu eliyle koymuş gibi… Tamam diyordum bu sefer yendim onu artık doğrulamaz ama her seferinde der demez yine dönüyordum hep başa… Ayrılık pusuda bekleyen yırtıcı bir hayvan gibi en umarsız, en mutlu, en deli, en işlek, en nazlı, en cilveli zamanlarda yakalıyordu… O yakaladığı duruma göre de bıraktığı acı, heybesinden düşürdüğü yalnızlık her zaman bir öncekinden çok farklı oluyordu. Yahut ben öyle anlıyordum ya da öyle anlamak, öyle tatmak istiyordum. Ne bileyim belki bir teselli oluyordu. Bir olmasa da bir-az-cık oluyordu orası kesin…  

Sonra salgın ılık ılık yayılıyordu tenime… Girmedik keşfedilmedik bir tek hücrem dahi kalmıyordu. 
Ardından göz kapaklarım isimsiz bir halsizliğe bırakırken kendini, sokaklarımda kırmızıdan çalan, sarının sıcağından biraz soğuk uzaktaki ışığın yansıdığı bankta liseli aşıklar gibi nasıl da öpüşüyordu o muhteşem yalnızlık ve acı’sı… İyiden iyiye baraj kapakları gibi kapanıyordu gözkapaklarım… Yükseliyordu büyük bir hızla içimdeki su seviyesi…

Yalnızlık; iki ucu pırlantalı değnek misali kime kaç karatlık çıkar bilinmez, şansınıza artık

Hadi bırakalım ayrılığı, bir an yokmuş gibi davranalım… Saymayalım, sebebi bellemeyelim yalnızlığın… İnsan, koca koca insan kümeleri içinde de yalnız olabiliyor. Sevgilisinin elini tutarken de yalnızlığa gözü dalabiliyor. Sonra tatlı bir çimdikle gerçeğe dönüveriyor. Buna ne demeli peki Bunun adını ne koymalı, hangi şiire hangi kıtaya bu duyguyu sığdırmalı. Bazen sorular içlerinde cevapları barındırır ya bazı cevaplar da soruları doğurur ya işte bu tam öyle bir durum  Yani yalnızlık uzun tırnaklarıyla kimi kestirirse gözüne, konuyordu onun tenine… Kadın-erkek, genç-yaşlı, zengin-fakir  onun için fark etmiyor herkesin hayatına göre bir yalnızlığı oluyordu. Yahut yalnızlık onların hayatına göre kendine çeki düzen veriyordu.
 
Sonra yavaş yavaş uyandım… Yeşil bir örtünün içerisinde çırılçıplaktım... İçimdeki su seviyesi düştükçe bakışlarım netleşiyordu git gide… Ayrılık dediğin, anestezi uzmanın sırtımı tırnağıyla okşamasıymış.



* Nazım Hikmet “Çekilmez bir adam “ şiirinden.

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.