Sayfalar
Çakmaktaşı'ndan
write etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
write etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hangi Yalnızlığın Mısrasıydık
Her mevsim hüzünbaz kuşlar göçer avuçlarıma... Seyyah olur parmaklarım , düşer gökyüzü ayak izlerinin bıraktığı çukurlara...
Sadece biz mi bu kadar yalnızdık... Yoksa Deniz'lere kara sevdalı, mor menekşeler de mi renklerinden sıyrılıp sarılırlardı darağaçlarına...
Biz bu kadar yalnız mıydık? Sokak lambaları bile gölgelerini kaldırımlara bağışladıkları halde ... Şimdi üşürken parmak uçlarımda romantik devrimcinin mısraları;
Sahi❗
Biz...
Niye...
Bu kadar...
Çoğul yalnızlığa...
Sevdalıydık...
Giden Yıllara
Bir saniye bile bakmadan arkasına gitti... Hala gidiyor da... Parmak uçlarımda güneş sancıyorken, hayat nasıl bu kadar gri bir mono/tonluğu istiap haddinden fazla içip içip bulutlu renkleri kusar... Nasıl? Gider yıllarım... Ben duruyorken mıh gibi yaşamın ortasında;
Nasıl ❗ Gider
Nası.❗Gide.
Nas..❗Git..
Na...❗Gi...
N....❗G....
.....❗.....
....❗....
...❗...
..❗..
.❗.
❗
ŞİİRDEN KADINLAR
Bugüne kadar ya ilklerinden ya başarı hikayelerinden hııı bir de bolca ama bolca 8 Mart klasiği olan “ kadına şiddetten” bahsedildi. Ediliyor… Edilecek de… Ne yazık ki ülkemizde kadının adı hala ya şiddetle yada töreyle anılmakta… Ama ben size bugün başka bir tablo bambaşka bir Türkiye çizeceğim…
Kimini tanırsınız, kimini tanımaz… Kimi yaşar, kimi yaşamaz… Kimi var olmuştur, kimi hiç yok olmamıştır… Onların tek ortak paydası (kadın olmak haricinde) şiir ve şiirin getirdiği ölümsüz olma halidir…
Evet, ben siz bugün onların şiirleriyle ve altına dipnot olarak ekleyeceğim biyografik alıntılarıyla sesleneceğim… Kiminize çok uzak gelecek bu sesleniş. Kiminizin kulak zarını yırtarak yüreğinizde sarsıntılar yaratacak… Şiirden kadınların hayalleriyle, düşleriyle kısa kısa onların soluklarını yanağınızda, ensenizde dudağınızda hissedeceksiniz…
Bugün onların günüyse şayet kutlanmalı… Sorunların konuşulacağı, tartışılacağı günler çok o yüzden bu gün kutlanmalı artık…
Ve kutlayalım alabildiğine… Hadi başlasın bu dünyanın ötesine varacak olan yolculuğumuz….
“ Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum
Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiç biri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! *"
Ruhunu ütüsüz ve buruk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince “düzgün insan” olamayan Didem Madak seslendi bize böyle “Siz N’anlarsınız Aşktan Bayım” diyerek. Güzel yürekli hemşerimdi. 41’inde yitirdik onu kanser illeti yüzünden… Yarım kaldı imgeleri Temmuz 2011’den beri…
Kendi kendime sus diyorum bayım… Sus… Ama olmuyor gelip takılıyor bir şiir daha… Ve şairi haykırıyor hepimizin yerine;
“Bir şey var benden öte
İncimsi düzlüğünde denizin
biri dans ediyor
tutkun ve savruk
başını arkaya atışındaki soyluluk
tanrı bakışı bu
soysuz köhne…**”
Diyor 1947 İstanbul doğumlu, gencecik yaşta evlenmesine rağmen bir çok şiir kitabına yataklık eden yüreğiyle; Gülseli İnal…
Ama ne güzel anlatıyor. Kadından öte bir duyuyla…
Duyar gibiyim sesinizi ben bunu bir yerlerden biliyorum dediğinizi... Size hiç yabancı gelmeyen bir melodiyle devam edelim bu yolculuğa ve seslensin şairi;
“ Dün gece sen uyurken
Çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç
Öykülerini anlattım onlara…
Dün gece sen uyurken
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
İşte bu yüzden, sırf bu yüzden
Yeni bir isim verdim sana
Destina…***”
Diyerek bizi bizden alıp götüren bir çok eseri, hasretliği o küçücük yüreğinde barındıran 1956 Aydın doğumlu şair Lale Müldür öylesine işlemiş ki o melodik acı nerde değse kulağımıza çok tanıdık gelir… Çok acı… Çok yırtıcı…
Sonra o aralanan acı kapısından içeri baştan aşağıkadın kokan imgeler süzülür… Ve şöyle seslenir şair;
“Mavi dövmeleri
Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle
Durup ateşe bakıyorlar
Rüzgar estiğinde hepsi ürperiyor
Göğüsleri değiyor toprağa…****”
Toprak kokan kadınların öyküsü anlatan 1968 Maraş doğumlu, bir çok kitap yazan, Kürt meselesi üzerine kafa yoran ve şiirleri 24 dile çevrilen Bejan Matur çağırdı toprak kokan imgeleriyle bizi böyle… Nasıl da güzel anlatır bir bilseniz bu ülkenin bağrındaki kadınlarımızı… Ahhh bir bilseniz… Hangi acılarla yaşamasını öğrendiler. Bir evlat gibi bağırlarının orta yerine bastırdılar.
Uuttuğumuz, yenildiğimiz en mutlu olduğumuz anlarda çarçabuk geçen, en zor günlerde ise geçmek bilmeyen bir hale bürünen zamana seslenişe bırakalım tüm yaşantımızı ve;
“ Sanmayın ki güvendim
zamana
kayan bir yıldız kadar
yaşlı doğdum
ve çok gençtim
ölürken daha *****”
1941 doğumlu zaman adında bir kadın seslendi bize böyle... Ama adı önce kadın sonra Melisa Gürpınar… Ne geçmek bilmeyen zamanları ,ne akmak bilmeyen yarınları tuttu... Tutsa belki de bu şiir doğmazdı.
O kabından taşan ve kulağımıza hiç de yabancı gelmeyen bir melodi eşiliğinde nasıl da bırakıyor şiirini sol yanımıza;
“Büyü de baban sana,
Büyü de büyü
Acılar alacak yokluklar alacak,
Büyü de baban sana
Büyüde baban sana
Büyü de büyü
Bitmez işsizlikler, açlıklar alacak
Büyü de baban sana******”
Diyen mısralarla seslenen, Cemal Süreya’nın deyimiyle şiirin anası, bir ankette Dağlarca’dan sonra yaşayan en büyük şair seçilen ve uzuuunnn yaşamına bir çok kitap, şiir, ödül, acı, yaşanmışlık hikayeleri sığdıran yüce kadın 1933 doğumlu Gülten Akın böylesine toplumcu gerçekçi böylesi acıyla dokundu bize…
Eminim böyle baştan aşağı şiir kokan kadınların önünde bir tek ben değil, değerini bilen bir çok erkek diz çöker…
Yürekten selam olsun şiirden kadınlarımıza...
Kaynak, Alıntı:
*”Siz Aşktan N’anlarsınız ki bayım!” Şiirinden…
** “Bir şey var benden öte “ Şiirinden…
*** “Destina” Şiirinden
**** “Kadınlar” Şiirinden…
***** “Sanmayın ki güvendim zamana” Şiirinden
****** “Büyü yavrum” Şiirinden
Kimini tanırsınız, kimini tanımaz… Kimi yaşar, kimi yaşamaz… Kimi var olmuştur, kimi hiç yok olmamıştır… Onların tek ortak paydası (kadın olmak haricinde) şiir ve şiirin getirdiği ölümsüz olma halidir…
Evet, ben siz bugün onların şiirleriyle ve altına dipnot olarak ekleyeceğim biyografik alıntılarıyla sesleneceğim… Kiminize çok uzak gelecek bu sesleniş. Kiminizin kulak zarını yırtarak yüreğinizde sarsıntılar yaratacak… Şiirden kadınların hayalleriyle, düşleriyle kısa kısa onların soluklarını yanağınızda, ensenizde dudağınızda hissedeceksiniz…
Bugün onların günüyse şayet kutlanmalı… Sorunların konuşulacağı, tartışılacağı günler çok o yüzden bu gün kutlanmalı artık…
Ve kutlayalım alabildiğine… Hadi başlasın bu dünyanın ötesine varacak olan yolculuğumuz….
“ Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum
Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiç biri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım! *"
Ruhunu ütüsüz ve buruk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince “düzgün insan” olamayan Didem Madak seslendi bize böyle “Siz N’anlarsınız Aşktan Bayım” diyerek. Güzel yürekli hemşerimdi. 41’inde yitirdik onu kanser illeti yüzünden… Yarım kaldı imgeleri Temmuz 2011’den beri…
Kendi kendime sus diyorum bayım… Sus… Ama olmuyor gelip takılıyor bir şiir daha… Ve şairi haykırıyor hepimizin yerine;
“Bir şey var benden öte
İncimsi düzlüğünde denizin
biri dans ediyor
tutkun ve savruk
başını arkaya atışındaki soyluluk
tanrı bakışı bu
soysuz köhne…**”
Diyor 1947 İstanbul doğumlu, gencecik yaşta evlenmesine rağmen bir çok şiir kitabına yataklık eden yüreğiyle; Gülseli İnal…
Ama ne güzel anlatıyor. Kadından öte bir duyuyla…
Duyar gibiyim sesinizi ben bunu bir yerlerden biliyorum dediğinizi... Size hiç yabancı gelmeyen bir melodiyle devam edelim bu yolculuğa ve seslensin şairi;
“ Dün gece sen uyurken
Çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç
Öykülerini anlattım onlara…
Dün gece sen uyurken
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
İşte bu yüzden, sırf bu yüzden
Yeni bir isim verdim sana
Destina…***”
Diyerek bizi bizden alıp götüren bir çok eseri, hasretliği o küçücük yüreğinde barındıran 1956 Aydın doğumlu şair Lale Müldür öylesine işlemiş ki o melodik acı nerde değse kulağımıza çok tanıdık gelir… Çok acı… Çok yırtıcı…
Sonra o aralanan acı kapısından içeri baştan aşağıkadın kokan imgeler süzülür… Ve şöyle seslenir şair;
“Mavi dövmeleri
Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle
Durup ateşe bakıyorlar
Rüzgar estiğinde hepsi ürperiyor
Göğüsleri değiyor toprağa…****”
Toprak kokan kadınların öyküsü anlatan 1968 Maraş doğumlu, bir çok kitap yazan, Kürt meselesi üzerine kafa yoran ve şiirleri 24 dile çevrilen Bejan Matur çağırdı toprak kokan imgeleriyle bizi böyle… Nasıl da güzel anlatır bir bilseniz bu ülkenin bağrındaki kadınlarımızı… Ahhh bir bilseniz… Hangi acılarla yaşamasını öğrendiler. Bir evlat gibi bağırlarının orta yerine bastırdılar.
Uuttuğumuz, yenildiğimiz en mutlu olduğumuz anlarda çarçabuk geçen, en zor günlerde ise geçmek bilmeyen bir hale bürünen zamana seslenişe bırakalım tüm yaşantımızı ve;
“ Sanmayın ki güvendim
zamana
kayan bir yıldız kadar
yaşlı doğdum
ve çok gençtim
ölürken daha *****”
1941 doğumlu zaman adında bir kadın seslendi bize böyle... Ama adı önce kadın sonra Melisa Gürpınar… Ne geçmek bilmeyen zamanları ,ne akmak bilmeyen yarınları tuttu... Tutsa belki de bu şiir doğmazdı.
O kabından taşan ve kulağımıza hiç de yabancı gelmeyen bir melodi eşiliğinde nasıl da bırakıyor şiirini sol yanımıza;
“Büyü de baban sana,
Büyü de büyü
Acılar alacak yokluklar alacak,
Büyü de baban sana
Büyüde baban sana
Büyü de büyü
Bitmez işsizlikler, açlıklar alacak
Büyü de baban sana******”
Diyen mısralarla seslenen, Cemal Süreya’nın deyimiyle şiirin anası, bir ankette Dağlarca’dan sonra yaşayan en büyük şair seçilen ve uzuuunnn yaşamına bir çok kitap, şiir, ödül, acı, yaşanmışlık hikayeleri sığdıran yüce kadın 1933 doğumlu Gülten Akın böylesine toplumcu gerçekçi böylesi acıyla dokundu bize…
Eminim böyle baştan aşağı şiir kokan kadınların önünde bir tek ben değil, değerini bilen bir çok erkek diz çöker…
Yürekten selam olsun şiirden kadınlarımıza...
Kaynak, Alıntı:
*”Siz Aşktan N’anlarsınız ki bayım!” Şiirinden…
** “Bir şey var benden öte “ Şiirinden…
*** “Destina” Şiirinden
**** “Kadınlar” Şiirinden…
***** “Sanmayın ki güvendim zamana” Şiirinden
****** “Büyü yavrum” Şiirinden
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
Şiirler tek tek döker mısralarını... Aldırmadan noktalama işaretlerine akar gider heceler, o uyum o ahenk eskisi gibi değildir artık ... Ke...
-
Yine böylesi bir akşamdı... Unutmak için içiyor, ölmek için nefes alıyordum... Hayat, avuçlarımdaki kaydıraktan kayıp gidiyordu......
-
vakit tamam, usta... kestim edebiyatı kağıttan gemilere kürek niyetine, bundan sonra her cümle...
-
Yer… Yer… Neresi dersiniz… Tabi ki İzmir… Bu sefer sahnede Bülent Arınç… Ve malumuz o cümle “ Her şey içki ve seksten ibaret değil…” Eee… Z...
-
Önce çok sevmeyle başlar her şey; Sonra! Seni seven yüreğim elbet gömer seni sevdiği o yere... Nasıl sevmeyi biliyorsa inan g...
-
Terk etme beni… Kirlenmemiş bir gökyüzü getireceğim… Kandan baruttan ve biberin gazından arındığı safi mavi bir gökyüzü, n’olur terk etme ...
-
Parmaklarımda saçlarının kokusu... Kübalı puro işçilerinin dilime bıraktığı yoksulluğun tadıyla, dikildi gözlerime bir sonbahar şiiri... ...
-
yorgun bir lamba... paslı bir ranza... ve kulaklarımda hiç dinmeyen o tahta masanın gıcırtısı, nasıl özletiyor seni bir bilsen, ha...
-
...
-
bu onun öyküsüydü yıllar önce başladı yazmaya kar beyaz sayfalarda açtı kelimeleri, kardelen gibi o dağların vazgeçilmezi, dorukların...


