Son kırgınlıktı...
Uzun zamandır tadını unuttuğum bir duyguydu; aşk... Kelimeler dolusu cümlelere binmiş geliyordu. Ben aşkı yüz metre öteden tanırdım da " bazen dünyanın en uzak yeri yine insanın kendisi olurmuş ya"benimki de o hesap kendimde tanıyamadım. Adını koyamadım. "Bu nedir böyle oğlum, hiç yakışıyor mu" gibi daha birçok tümceleri sıkış tepiş doldurup bir vagona aşkın geldiği raylarda kafa kafaya çarpıştırdım.
Her biri ağır yaralı şimdi o aşk cümlelerinin... Bu aşkın galibi de o çarpışmadan sağ kurtulan da inkar cümleleri, sevgili... Sen istediğin kadar "seni seviyorum" de artık o seviyorum'lu cümleler bitkisel bir hayatın içinde. Ne kökleri uzar ne büyür... Bekler öylece ötenaziyi...
Bekler...
Bekler deniz...
Bekler gökyüzü...
Bekler..su döker gözlerim, pencerenin önünde hep bu son dediğim, kırgınlık çiçeğine...
Sürnot : Tablo Salvador Dali...
Sayfalar
Çakmaktaşı'ndan
saat kulesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saat kulesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz De Acıtır Tenini Aşk Gibi
Ben sustum... Sen haykırdın...
"Ben seni çok sevdim*" derken nasıl da telaşa
kapıldı yüreğim... Görsen yeni yetme fırlama bir çocuk edasıyla elimi kolumu
nereye koyacağımı şaşırdım... Kulaklarım inanamıyor, dudaklarım okuyamıyordu...
Nasıl yani!
Hıı!
Nasıl olur, hadi canım! Gibi daha bir sürü şaşkın tavuk
kıvamındaki ünlemlerin altında ezilen nokta oluveriyordum.
Sen konuştukça gözlerim daha bir dokunalı, ellerim
yoksullaşıyordu.
Sonbahardı sevgili...
Hava da öyle âşık olacak bihava değildi hani... Ayrılık
kokusu kol geziyordu... Ama sen avazın ve yüreğin yettiğince bağırıyordun
"seni seviyorum, seniii seviyorummm" diye... Üstelik sesine de git
gide hınzır kuşlar konmuşçasına öyle güzel söylüyordun ki ben küçülüp küçülüp
patlamaya hazır bir atomun çekirdeği oluyordum...
Sonra anladım... Sordukça sordum kendime ne bulur benim
gibi bir adamda diye… Belki sen de gördün âşık olunacak biadam olmadığımı... Ne
bileyim! Öyle aksi, öyle kırıntılardan doğan biadam ne verebilirdi sana... Eee
zaten senin de turuncu, mavi, mor acılardan geçecek gücün yoktu... Hoş olsa da
ne olurdu…
Kısaydı sevgili, kısa…
Göğsünde uçuşan kelebeklerin ömrümden de çok kısa sürdü
"seni seviyorum' un "bitmesi... Oysa az beklemedim seni o köşe
başında… Sen gelmedikçe inatla, ben bekledim… Bekledim… Ölür mü dedim insan
beklemekle, bekle oğlum bekle! Yoksul işçilerin bayat ekmek kuyruğunda
beklediği gibi dedim… Hoş ne oldu dedim de…
Şimdi dimağımda bir avuç dolusu hayal kırıklığı, cebimde
tükenmiş kelimeler, zulamda kurumuş aşk kırıntılarıyla besledim güvercinleri, Saat
Kulesi’nin etekleri altına sığınarak…
Ne yalan söyleyeyim. Kirpiklerimden dizlerime doğru akan
turuncu yaşlar da döküldü Ege denizine...
Artık sevgili! Bundan gayri yüzmek için dahi girsen
acıtacak bu sular tenini, tuzu değil kırıntılarım yakacak gözlerini…
Sürnot: 1) Cem Adrian- Ben Seni Çok Sevdim şarkısı
dinlenirken…
2) Tablo
Salvador Dali…
Çocuk
Ahh be çocuk !
Aşktan da önce gelirsin sen bende...
Buralarda işin ne...
Çık git !
Unuttum nefes almayı...
Seni böyle boyundan büyük bir cihazın yanında, oyun kokuları genizine dolacağı çağlarda, ilaç kokuları sinmiş odanda uzanırken görünce utandım, söküp vermek istedim bedenimi, bedenine...
Giydirmek istedim en güzel düşleri, düşlerine. ..
Ahh be çocuk !
Ahhh...!
Bibilsen ne çok içtim....
Uyuştu bedenim... Ellerim dokunup okşadıkça o peluş oyuncağı, dudaklarımda hıçkırıktan gemiler yürüdü... Demir attım avuçlarına çocuk... Hadi bigayret sık beni!
Öldür!
Senin olsun bedenim...
Ahh çocuk....
Ahhh bee...
Bildiğim ne kadar küfür varsa savurdum yüzüne yaşamın...
Ne çok hiç oldum... Sen öyle gülmek için kıpırdatmaya çalışırken dudaklarını...
Bibilsen çocuk ben ne çok hiç oldum!
Ne işi var ecelin senin etrafında...
Ahhh be çocuk ahhh!
Daha boynuna İzmir dolanacak... Genzini deniz kokusu saracak, sen de benim gibi az dalga geçmeyecektin Saat Kulesi'yle " ihtiyarladın artık ne zaman saati sorsam sana yetişemiyorsun hızıma" diye ...
Dur çocuk! Sokaklara çıkıp mızıka çalmadan, nereye böyle ağır ağır....
Sürnot : 1) Bir çocuğun hayatını, düşlerini kurtarabilirsiniz hadi vakit kaybetmeden bağışlayın organlarınızı, kanınızı, iliğinizi...
2)Ağır hastalıkları, küçük bedenlere yakıştıramayanlara selam niteliğinde olsun bu yazı...
Aşktan da önce gelirsin sen bende...
Buralarda işin ne...
Çık git !
Unuttum nefes almayı...
Seni böyle boyundan büyük bir cihazın yanında, oyun kokuları genizine dolacağı çağlarda, ilaç kokuları sinmiş odanda uzanırken görünce utandım, söküp vermek istedim bedenimi, bedenine...Giydirmek istedim en güzel düşleri, düşlerine. ..
Ahh be çocuk !
Ahhh...!
Bibilsen ne çok içtim....
Uyuştu bedenim... Ellerim dokunup okşadıkça o peluş oyuncağı, dudaklarımda hıçkırıktan gemiler yürüdü... Demir attım avuçlarına çocuk... Hadi bigayret sık beni!
Öldür!
Senin olsun bedenim...
Ahh çocuk....
Ahhh bee...
Bildiğim ne kadar küfür varsa savurdum yüzüne yaşamın...
Ne çok hiç oldum... Sen öyle gülmek için kıpırdatmaya çalışırken dudaklarını...
Bibilsen çocuk ben ne çok hiç oldum!
Ne işi var ecelin senin etrafında...
Ahhh be çocuk ahhh!
Daha boynuna İzmir dolanacak... Genzini deniz kokusu saracak, sen de benim gibi az dalga geçmeyecektin Saat Kulesi'yle " ihtiyarladın artık ne zaman saati sorsam sana yetişemiyorsun hızıma" diye ...
Dur çocuk! Sokaklara çıkıp mızıka çalmadan, nereye böyle ağır ağır....
Sürnot : 1) Bir çocuğun hayatını, düşlerini kurtarabilirsiniz hadi vakit kaybetmeden bağışlayın organlarınızı, kanınızı, iliğinizi...
2)Ağır hastalıkları, küçük bedenlere yakıştıramayanlara selam niteliğinde olsun bu yazı...
Ben Aşık Olunca
Ben
âşık olunca durdu sandım zaman…
Bakıp
bakıp saat kulesine kolundaki saatin doğruluğunu ölçtüm.
Sanki mavi bakışlı rüzgâr sarhoşa yakın bir nağmeyle değip geçmişti yanağımdan sanırım ondan olsa gerek bunca şaşkınlık…
Bunca telaş… Bunca acele… Ve onca otobüs duraklarındaki camlara bakıp bakıp üstümü, saçımı başımı düzeltmem… Ürkek, çekingen bir hal içerisinde sevgilinin yaklaşan ayak seslerini kalp atışlarımın
ikiye katlaması da belki de sırf bu yüzden; aşkın tınısının çoktan ısıtmaya başlamış olması sol yanımı…
Ben
âşık olunca baharlar açar her yerde...
Sabahlar
daha bir esmerleşir... İmrenerek
gülümser güneş… Daha yataktan kalkar kalkmaz
onunla yıkarım tenimi aynaya bakınca o düşer
yüzüme… Yüzüm sanki binlerce yıldır yağmasını beklediği yağmura kavuşmuş gibi oluverir ve bir yığın mutluluk içinde yolumu kaybederim… Nereye baksam o, çıkmaz
sokaklar bile ona çıkar…
Ben
âşık olunca kimliksiz bir sevinç kaplar tenimi... Çeker sorguya hayaller... Karanlık
görünmez gözüme, geceler daha aydınlık…
Aşk
şarkıları artık daha başka gelir kulağıma… Adının notalara dökülmüş
hali öyle bir akar ki yanaklarımın deltasından, anlatamam…
Sustuğum her an, konuşmaya başlar gözlerim hem öyle böyle değil bayağı bildiğin geveze… Nasıl anlatır bakışlarını, saatlerce... Nasıl anlatır gülüşlerini,
bitmek bilmez… Bildiğin gibi değil düşünmeye
başlar başlamaz kaybolur kimliğim, ben dahi tanıyamam beni… Esmer ırmaklar
çağırır, çırılçıplak yüzer düşlerim…
Ben
âşık olunca susmaz kirpiklerim… Rimel sürülmüş
gibi kapkara ve dolgundur kelimelerim…
Hep
aklıma hayatın en güzel anları takılır. Oysa daha önceleri yaşanan aşklardan dersini alan ben hiç sönmeyecek bir balona binmiş
gibiydim, yine… Yeniden… Sonu hüsran olacakmış, ayrılık gene ayak oyunlarına başlayacakmış hiç umurumda değil… Bir kere o yangın iliklerime kadar sardı ya beni artık kar etmem…
Ben…
Âşık…
Olunca…
Daha
çok büyürüm…
Daha
çok ücretsiz konser meydanlarına benzerim…
Yıkanır
ruhum… Yalnızlığa kalabalık, ayrılığa büyük lokma gelirim…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
...
-
Sen benden gider gitmez uykuya verdim kendimi... Rüyamda Nil* Kiew' e davet ediyordu, uyandım... Bi bira açtım. İçtikçe doldu şişe....
-
“Hükümetlerin en kötüsü masun insanları korkutandır ” diyen Beydaba’nın sözüyle başlıyor kitap. İçindekileri ayrıntılı… Önsözü kitap ...
-
gözlerim yağmur çiçeği; dilime bulaşan ayrılık bırakınca damaklarıma tadını, söyleyeceklerim… söylemeyi düşlediklerim, karıştı bi...
-
Peru'nun kuzeyinde yer alan yüksek dağlarla çevrili bölgesi Cajamarca'nın Ichocán kentinde tarih 13 Eylül 1922 gösterdiğinde bir kı...
-
Güzel tarafından bakınca ne kadar berbat bi'yanı olduğunu görüyordum hayatın.. Betonun altında ezilen; toprak.. Işığın ardındaki; kara...
-
Akl ı mda olsan ç oktan unuturdum... Kancasını şakağıma dayayan korsana heybemde ne kadar cümle biriktirdiysem sadaka niyetine hep...
-
durdum! durdu… dur levhasına sarılmış bir çocuk gibiydi aşk, kesişince yollarımız aynı anda, aynı yöne, yol verdik birbirimize…
-
Ve karşınızda İlhan Taşcı’nın son kitabı… “Gizli Tanıdık” Başlığında gizli bir kitap… Yani siz gizli dediğime bakmayın tıpkı yazarı...
-
Seviyooo..Sevmiyo.. Seviyooo.. Sevmiyo.. diye salakça bir fala kilitledim ellerimi.. Aklımda doksan altımış doksan ölçülerine çok yakın b...


