Aynalı Demokrasi





Gitti yolsuzluk, geldi Cumhurbaşkanlığı seçimleri…
Kulis kulis üstüne…
Polemik polemik üstüne…
O ona adayını soruyor o onu aday gösteriyor.
Kimisi daha erken derken kimisi geç olmadan diyor…

Oysa seçim bir yöneltilme şekli yarışıydı. Yolsuzluklar onunla ne örtülür ne de onlarla hesap verilirdi. Yani halk seçti diye ayakkabı kutusunda dolarlar yok olmadı. Gemicikler taka, villalar gecekondu hiç olmadı. Hepsi yerli yerinde…
Seçim kaplıca hiç değildi… Ekleme, yürütme organlarına yahut yolsuzluğa iyi gelsin…
Kim kimi aday gösterirse, bu yılki cumhurbaşkanlığı seçimi bir ilk olacak… İlk olmasının
unsurlarından bir tanesi halkın seçmesi diğeri ise mevcut cumhurbaşkanının tekrardan aday olup seçilebilmesi… Bu yüzden bu seçim manidar… Ters köşe olayı ise Gül’ün tekrardan aday gösterilme olasılığının olmasıdır…

 Sonuç olarak hızla değişen gündem ardında dönen “çok gizlilik” koduyla yürütülüyor. Tehcir mesajı, 1 Mayıs ve Taksim açıklamaları gündem değiştirip kamuoyunu meşgul etme stratejileri de olabilir. Çabuk mu unutuyoruz yoksa çabuk mu unutturuluyoruz anlaması biraz güç…

Tehcir mesajına gelecek olursak, Amerikan Ermeni Ulusal Komitesinin (ANCA) yaptığı açıklamaya kısmen katılıyorum.  Katıldığım nokta ise “Uluslararası alanda giderek yalnızlaşan Ankara …” tümcesidir.

Dolayısıyla seçim bu bağlamda olsa olsa bir boy aynası olabilir… Bakınca kendini demokrasinle, yolsuzluğunla uluslararası arenada gördüğün…

  

Ayrılık Uzmanı – Uzun Tırnaklıydı Yalnızlık -





Yalnızlık; tırnaklarını geçirince tenime o ana kadar ıssız olduğumu sanmıştım. Yanıldım. Alaycı bir acı oturuyormuş meğer hemen yanı başımda. Şaştım önce yalpaladım.  Gözlerime inanamadım. Epeydir yaprak kımıldamayan tenimde, yalnızlığı takmış koluna salına salına geziniyordu acı... Tüylerim diken diken-di ama onlar akıyordu resmen… Üstelik öyle alelade bir ten de değildi gezindikleri. Ayrılığın uzun topuklarından akan veda cümleleriyle yüzmeyi öğrenen bir ten  Yangında ilk kurtarılacakken ilk yakılacak olan bir yüreği içinde barındıran yani öyle alelade değil, geçmez yaraların sığınağı olan bir tendi sarmaş dolaş gezindikleri…
Hani diyordu ya usta;
“Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi”*
  dövünüyordu binlerce şiir durmadan kendini örseleyen hırpalayan tenimde… Her biri başka bir renk, başka bir acı, bambaşka bir yalnızlıkla akın ediyordu güneşe akın eder gibi…

Yalnızlık nereye gitsem, kimi sevsem yine buluyordu eliyle koymuş gibi… Tamam diyordum bu sefer yendim onu artık doğrulamaz ama her seferinde der demez yine dönüyordum hep başa… Ayrılık pusuda bekleyen yırtıcı bir hayvan gibi en umarsız, en mutlu, en deli, en işlek, en nazlı, en cilveli zamanlarda yakalıyordu… O yakaladığı duruma göre de bıraktığı acı, heybesinden düşürdüğü yalnızlık her zaman bir öncekinden çok farklı oluyordu. Yahut ben öyle anlıyordum ya da öyle anlamak, öyle tatmak istiyordum. Ne bileyim belki bir teselli oluyordu. Bir olmasa da bir-az-cık oluyordu orası kesin…  

Sonra salgın ılık ılık yayılıyordu tenime… Girmedik keşfedilmedik bir tek hücrem dahi kalmıyordu. 
Ardından göz kapaklarım isimsiz bir halsizliğe bırakırken kendini, sokaklarımda kırmızıdan çalan, sarının sıcağından biraz soğuk uzaktaki ışığın yansıdığı bankta liseli aşıklar gibi nasıl da öpüşüyordu o muhteşem yalnızlık ve acı’sı… İyiden iyiye baraj kapakları gibi kapanıyordu gözkapaklarım… Yükseliyordu büyük bir hızla içimdeki su seviyesi…

Yalnızlık; iki ucu pırlantalı değnek misali kime kaç karatlık çıkar bilinmez, şansınıza artık

Hadi bırakalım ayrılığı, bir an yokmuş gibi davranalım… Saymayalım, sebebi bellemeyelim yalnızlığın… İnsan, koca koca insan kümeleri içinde de yalnız olabiliyor. Sevgilisinin elini tutarken de yalnızlığa gözü dalabiliyor. Sonra tatlı bir çimdikle gerçeğe dönüveriyor. Buna ne demeli peki Bunun adını ne koymalı, hangi şiire hangi kıtaya bu duyguyu sığdırmalı. Bazen sorular içlerinde cevapları barındırır ya bazı cevaplar da soruları doğurur ya işte bu tam öyle bir durum  Yani yalnızlık uzun tırnaklarıyla kimi kestirirse gözüne, konuyordu onun tenine… Kadın-erkek, genç-yaşlı, zengin-fakir  onun için fark etmiyor herkesin hayatına göre bir yalnızlığı oluyordu. Yahut yalnızlık onların hayatına göre kendine çeki düzen veriyordu.
 
Sonra yavaş yavaş uyandım… Yeşil bir örtünün içerisinde çırılçıplaktım... İçimdeki su seviyesi düştükçe bakışlarım netleşiyordu git gide… Ayrılık dediğin, anestezi uzmanın sırtımı tırnağıyla okşamasıymış.



* Nazım Hikmet “Çekilmez bir adam “ şiirinden.

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.