NE KADAR SAĞLIK-LIYIZ



Sayın Yetkililer;
Aşağıda yazdığım konular tamamen gerçektir, hayal ürünü falan değil bizzat ben ve eşim tarafından yaşanmıştır. Okurken yer yer gülebilir, tebessüm edebilir, kızabilirsiniz, hatta tamamını okumadan cevap bile yazabilirsiniz sırf bilgi edinme kanunu kapsamında değerlendirmek adına… Baştan benden uyarması…

“Öncelikle sizleri ayakta alkışlıyorum.
Niye mi?
Yarattığınız sağlık sistemi ile ilgili…
Önce üniversite hocalarını, ya öğrenci ya muayene diyerek ikiye ayırdınız. Bizim gibi birçok mağdur yarattınız. Önceden üniversite hastanelerinde her türlü testlerimiz de dahil yarım günde tüm işlerimizi yapıp işimizin başına dönüyorduk. Şimdi sizin yarattığınız sağlık politikası sonucu öncelikle hocamızı kaybettik sonra sıralarda, kuyruklarda kendimizi ve tahliller, filmler derken 1 günde bile bitmiyor işimiz önümüzdeki aylara yayılıyor yani son noktadayız sayenizde işimizi de kaybedeceğiz sizin izlediğiniz bu bağnaz politika yüzünden…

Önceden 120-150tl üniversite hastanesine verip insani koşullar altında muayenemizi ve tahlillerimizi oluyorduk. Şimdi hocamızın özel muayenesi var (tabi muayenehane açmayı seçenler için konuşuyorum) muayeneye gidiyoruz 250-350 tl arası nakit veriyoruz. Bir de ne bir ilaç ne de bir tahlil yazma yetkisi vermediğiniz için ekstra hastanelerde tahlildi, sıraydı çilesi çekerek hayatımızı bir yandan yaşamaya çalışıyoruz bir yandan da işimize gidip ekmek parası kazanmaya… Ha diyebilirsiniz e-randevu sistemi çıkardık.  Gitme hocaya oradan randevunu al paran da zamanında cebine kalsın. İyi güzel çıkardınız da bir zahmet edip bir bakın bakalım romatoloji vb gibi birçok bölüm randevu dışı.  O bölüme ya da vb. bölümüne sabahın kaçında gidip kaç saat bekleyerek, uykusuz banklarda yatarak sıra alacağız, yada alabilecek miyiz orası da meçhul…  Bunlardan haberiniz var mı? Ankara’dan bakınca hayata gayet güzel ve yakışıklı değil mi?  Bu arada da vatandaşın cebini düşündüğünüz doğru ama cebine pardon düzeltiyorum ceplerine nasıl elimizi atarda daha çok parasını alırız da yoksullaştırırız yönüyle… Çünkü sağlık sistemimiz bir ticari gemiye binmiş gidiyor.

Yukarıda yazdığım konu 1. mağduriyetimizdi.  Epeydir yazmaya niyetim vardı kısmet bu güneymiş.( Hıı bu arada daha yazsam inanın bana roman olur) 2. ise bir buçuk ay önce… Diş Hastanesine gittim. (Arada yaşadığım, beklediğim, zamanı hunharca kullandığım rezil durumları yazmıyorum) Sonuç olarak cerrahi müdahale ile dişimin çekilmesi karar verildi. Beni Cerrahi müdahale polikliniğine yönlendirdiler.  Gittim bana bugüne(16.01.2013 13:45) randevu verdiler. Neyse dedik zar zor işten izin aldık 16.01.2013 saat 13:20 de cerrahi müdahaleye geldim. Bekle Allah bekle saat 15:15 oldu baktım sıranın geleceği yok. Çaldım kapıyı girdim içeri ne sıranın ne zaman geleceğini söylüyorlar, ne önümde kaç kişinin olduğunu… (Dt. Bey’le de yaşadığım polemiği saymıyorum)  Kibarca evraklarımı talep ettim, aldım ve dişimi çektirmeden çıktım eve geldim. Çünkü biraz daha beklesem sanırım akıl sağlığımı çektirmiş olacaktım…

Şimdi Sayın Yetkililer; şehir merkezine 110 km uzakta bir ilçede ikamet eden biri 1,5 ay bir diş için beklediği yetmiyormuş gibi bir de randevu saatinin üzerine 2 saat bekliyor. Bu kişi ne zaman işe dönecek ne zaman eve dönecek…  Takdiri eğer varsa sizin vicdanlarınıza bırakıyorum. 

Evet, gerçekten sizi ayakta alkışlıyorum… Yarattığınız bu rezil sağlık sistemi için…
Doktorlarımızı tıbbi sekreter yaptınız…
Türkiye de bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki Profesörlerimizi köhneleştirdiğiniz, ikiye böldünüz.  Yıllarca özel uzmanlık isteyen hastalıklarda dirsek, akıl çürütmüş bilim insanlarımıza bir reçete ya da tahlil yazmayı çok gördünüz. Kıt bütçeyle yaşamaya çalışan insanlardan uzaklaştırdınız, muayene ücretlerini kaç günlük mutfak masraflarını ya da çocuğunun okul harçlığını kısarak ödemeye çalıştıklarınızdan haberiniz yok nasılsa değil mi? Kanun çıkaralım çıkarın… Sizler için rezil olan değil vezir olacaklar önemli nasılsa…
En basit tahliller, ultrasonlar için aylarca beklemeler yarattınız…
E-reçete dediniz, Eeeee- reçete oldu. Eczanelerde onay bekle, hastaneyi ara, doktora tekrar çık, ona git buna söyle…  Bir de utanmadan reçete başına para alıyorsunuz… Nasıl bir sistemdir bu 1tl’lik ilaç, katkı payıydı, muayene ücretiydi, reçete parasıydı oluyor 10tl…  Sorarım şimdi size bizden her ay kestiğiniz SGK primleri ne olmakta. Madem ben paramla rezil rüsva olacağım niye o primleri kesiyorsunuz…

Sayın İlgililer, bu yazdıklarım o hastaneyi, bu doktoru, şu üniversite hastanesini şikâyet etmek değildir. Tamamen sağlık konusunda benim ve eşimin yaşadığı tüm günümüzü ve hatta daha ne kadar günlerimizi alacağı meçhul yarattığınız sağlık sistemini sizlere tanıtmak olarak algılayınız.
Ve başınızı her yastığa koyuşta benim gibi mağdurları hatırlayarak rahatça, huzurla yatağınızda uyumanız dileğiyle…"

Saygılarımla....

Yarattığınız sağlık sistemi mağdurlarından bir tanecik vatandaşınız… 



Not: Bu yazı aynı haliyle ilgili resmi kurumlara e- posta yolu ile gönderilmiştir.

ÇUVALDIZ - Toplu İğnenin Diyeti -


Eskiden bir deyiş vardı “iğneyi kendine çuvaldızı başkasına” diye…
Durup dururken nerden geldi şimdi bu aklıma!
Sakın bu yapılan özelleştirmelerden…
Gemiciklerden…
Fabrikacıklardan…
Gayrimenkulcüklerden…
Yatcıklardan olmasın sakın…
Aslında bu deyişin manası, ne anlatmak istediği hepimizce malum ama ben farklı bir anlama bürüdüm malum iktidarımız sayesinde…
Yani nerde yandaş, yalaka, biat eden varsa o çuvaldızın sihirli dokunuşuna mazhar oldu. Geriye kalanlar yani işçi, emekli, öğrenci, (hayatın her anına bulaşmış muhalif kültür diyelim kısaca) ise toplu iğnenin bile en zayıfı bulunup ya da zayıfı yoksa alelacele bir diyet programına sokulup (artık Avşar diyetimi olur, Sibel Can diyetimi olur siz düşünün gerisini gari)  ince ince batırıldı. Yalan yok bazı iğneleri gerçekten topluydu (ki sanırım diyet programlarını ret ettiler) onlarda da Ergenekon, balyoz, orak, çekiç, cemaat, word, excel vs. gibi bilumum virüsler yüklenerek etrafa yedirildiler…

Şaşırmayınız!
Birazdan okuyacağınız zam karşılaştırmaları ABD ya da herhangi bir ileri Avrupa ülkesinden alıntı değil…  Tamamen içimizden yüz kişiye sorulmuş ve tamamen ruh halinizi anlatan cümlelerle üç noktalı yerleri tamamlayınız( tabi içinizden)…
Bakınız intibak zammı diye çıkardıkları toplu sadaka olayına bir de bakınız milletvekillerine yapılan zamlara…
Bakınız benzine- mazota, doğalgaza- elektriğe yapılan zamlara bir de hadi yaşayınız yüzde iki ya da üçlerle maaşa konan kelebek ömürlü zama…
Bakınız ulaşıma, vergilere gelen zamlara, eee obez olacaksınız canım yürüyünüz biraz da…
Ve bakınız toplumun bir kesiminin yaşadığı hayata, ee ama …okunu çıkarmayınız öyle göz ucuyla canım trene bakar gibi değil yani yoksa iyice havalara sokup kaldırmayınız …ötlerini. (Tamam, boşluk doldurmaca bitmiştir.)

Ve tüm bu ekonomik olarak patlama noktasına geldiğimiz anda İmralı adası teröre çare görülmez mi?  Pes doğrusu ada fare mi doğurur bence doğursa doğursa köpek balığı… Hem bunca yıl muhatap kabul etmediniz, el altından müzakereler ettiniz de ne oldu. Şehit sayısı mı düştü, çatışma sayısı mı? Hem madem bu işin böyle çözüleceğinden eminsiniz on koca yıldır sorabilir miyim akıllarınızı nereye kiraya verdiniz. 

Sanırım hükümet bu olayı da ticari ranta çevirecek… Yani ya İmralı’yı özelleştirecekler ya da içeresindeki hükümlüyü biz besledik, büyüttük, yürüttük artık satma zamanı deyip özerkleştirecekler, şey klavye sürçtü sanırım özelleştirecekler diyecektim hem de babalar gibi… Hem de bakmadan milletin gözünün yaşına…  (Yanlış anlaşılmasın burada bahsettiğim özelleştirmeden doğan kasıt ev hapsi hükmündedir.)

Şimdi akıl sır ermiyor. Bir yandan müzakere adı altından terörle pazarlık edeceksiniz. Bir yandan da bunu allayıp pullayıp süreç kritik baltalanmasın deyip orman vasfındaki arazilere dozerle gireceksiniz. Bu ne perhiz bu nasıl bir bünye… İnsan bunları anlatırken biraz yüzü pembeleşir, benim yazarken yüzüm kızardı…

Ve sanırım çuvaldız; yemekten eskrim kılıcı olma yolunda ilerlerken , toplu iğnenin de zayıflama yolculuğu ölmeyecek kadar ye, köle olacak kadar uyu ve biat edecek kadar virüse bulan mantığıyla devam eder yoluna…


Alüvyon


yine aktı zaman…

ne zaman dansa kaldırsa,
ayrılık…
yanaklarımız okyanus maviliğine,
dudaklarımız sıkı sıkıya kapatılmış,
baraj kapaklarına dönerdi
ama
ne zaman!
aksa zaman
yırtarak…
coşarak…
çökerdik dibe
tenimiz sanki
alüvyon...



Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.