Hak- Hukuk- Demokrasi Üçgeni İçerisinde Kalanlar

Bütün deliller toplandı.
Tek tek çuvallandı…
Üstelik her birinin kopyası ya verilecek ya da kopya alınıp orjinali verilecekti ki verilmedi.
Sonra hala deliller toplanacak…
Bilmem kaç gündür içerde, bilmem kaç gündür hücrede yatacaklar…
YSK milletvekili olabilir diyecek.
Bazıları çıkıp niye bilerek çıkarttınız diyecek. Sonra soğuk duş etkisi yapacak bir cevap gelecek siz niye 2002’de yaptınız diyecekler…
Neyse milletvekili adayı oldular mı? Oldular…
Seçildiler mi? Seçildiler…
Eee… Hani Hakları…
Yok.
Eee… Hani Hukuk…
Hala içerdeler… Ve bu hukukla da içerde olacaklar…
Eee… Hani Demokrasi…
Onun da Demo-sunu izledik, izliyoruz. Gerisi belki ilerleyen yüzyıllarda gelir.
Ama yok öyle demeyeyim ne de olsa yüzde elli gibi bir oran var. Ama diğer bir de yüzde elli var. Niye onlar hiç hesaba katılmıyor. Etkisiz eleman mı ki o diğer yüzde elli. Niye onların iradesi yokmuş, oyları boşa gitmiş gibi davranılıyor.
Şimdi iki yüzde ellinin ortasından gerçek anlamda demokrasiye inananların şunu demeleri beklenirdi.  Bunların tutukluluk süreleri almış başını gitmiş. Bunlara biz Ergenekon suçluları diyoruz ama ortada daha kesin suçları yok. Ayrıca her şeylerine delil olarak el konuldu ve kopyaları bile verilmedi, bunlar nasıl ellerinde olmayan ve neyle suçlandıklarını bile tam olarak bilemedikleri suçu, delili nasıl karartabilirler. Üstelik bunlar milli iradeyi temsil edecekler.
Nerde kaldı Hak-Hukuk-Demokrasi…
Oysa mecliste ne yeminler edildi.

Gel De


gel de uslandır düşlerimi
evcilleştir yokluğunu, aşkım
seninle sabahlar nasıl olurmuş
gel de göster güneşe
bir sen gel aşkım yıldızlarıma
tam umutsuzluğumun, hayallerimin ortasına
gel de çiçek nasıl açarmış öğret mevsimlere
gel aşkım…
karıştır tenini iklimlere
baharları, yazları, yağmurları sal tenime
bırak dans etsin kokun rüzgarlarla
gel, gel aşkım…
çoktan düştü cemreler yüreğime.


Hâlâ Sevdan

kalsam, suskunluk
gitsem, kırgınlık
kalmakla gitmek arası bir şey bu; 
suskun bir kırgınlık

ölsem, cennet
yaşasam, cehennem
ölümle yaşam arası bir çizgi bu;
gitsem, hiç gelmesem
sevsem, ayrılık
küssem, saplanır yüreğime yalnızlık
nasıl bir sevgi bu?
kırılsam…
sevsem…
sussam…
ölsem hatta
daha yakın benden bana


Güneş Sensin Şiir Yüreklim

bakınca yüzüne,
cezayir menekşeleri gibi açıverirdi umutlar penceremde,
bir sabah serinliğinde, getirirdi kokunu rüzgarlar
yarım kalmış şiirin mısraları gibi akardı gözlerimden,
binlercesini görürdüm rengarenk hayallerin,
şiir yüreklim…

şiire benzer bir tat vardı sende,
hani sarsılsa bu dünya yerinden,
bölünse ortadan ikiye,
köprü kurardı mısraların yüreğimden yüreğine,
ve nice sevgi yolcusu geçerdi üstünden,
kırılmış…
parçalanmış…
un ufak olmuş yürekler geçerdi üzerinden,
güneşe taşırdın gocunmadan,
güneş sendin, şiir yüreklim…
güneş sen…

kucağına alıp isyanı ninniler söylerdin,
haykırışlara…
feryatlara…
ve nice kükreyen dağları dize getirdin,
güneş sendin,şiir yüreklim
baş kaldırırdın dağlara, bir ay karanlığında.

öksüzdü çocuklar ülkende,
anne şefkatiyle okşadın,
yatırmasınlar diye gözlerini ırmağa,
sen, yatırdın koynuna…
korudun…
geleceğin ak güverciniydi onlar,
büyüttün…
güneş sendin çünkü şiir yüreklim,
güneş sen…
doğacaksın yeni yeni sabahlara,
haksızlığın tam ortasından,
sevgiye…
barışa ve dostluğa…
doğacaksın, şiir yüreklim
güneş sensin,
güneş sen…

Gözyaşı

Dokundukça,
erguvanlar açardı
tenimde
Ayrıldın...
kurumasınlar
diye.

Gri Sevda

ne siyaha yakın ne de beyaza uzak
bir sevdaydı bu
yeri yoktu romanlarda
yeri yoktu bile,
türk dil kurumunun kalın lügatlerinde.

ince uzun bir yoldu
unuttum inmeyi rengarenk duraklarda
renklerin ahenkle sevişmelerini unutmuşum çünkü
bağışla söyleyemedim, sana
ne beyaza yakın ne siyaha uzak
bir sevdaydı benimkisi
bilemezsin sen, bilemezsin
nasıl bir renktir gri.

Gururum

sana,
tekrar döndüğüm
günden beri,
rahatsız ediyor,
ayağımın altında
bir şey beni.

Gurur

Salına salına
gidiyor
bir kaplumbağa
tutup yardım etseniz
sığınır
kabuğuna.

SEÇMEN GÜNLÜĞÜ - Kendi Adıma -

Artık sayılı saatler kaldı. Sandıklar hazırlandı düğüm konvoyu yola koyuldu. Anketler malumunuz. Lakin ben kendi adıma konuşayım. O kadar para verip anket yaptıracağım sonra da birinci olmayacağım. Şaşarım…!
Hadi diyelim bağımsız kuruluşlar yapıyor bu anketleri, ben de o zaman size yargının da ne kadar bağımsız olduğunu hatırlatırım.
Neyse demem o ki kardeş, kâğıt - kalem üzerindeki projelere bakmam ben, icraata bakarım. Yani reelde şuan ki iktidar yine iktidar mı olacak yoksa muhalefet mi?
Ne durumdayız biliyor musunuz?
Bireysel menfaatler…
Yani örnek vermek gerekirse, bir kızcağız televizyonda diyor ki beni atadıkları için oyum Akp’ye…
Diğeri, emekliye doğru dürüst zam yapmadığı için oyum bilmem ne partisine…
Yani kuyruk böyle alabildiğinize uzayıp gidiyor. Ee kardeş, hani özgürlük, demokrasi, eşitlik, yargı bağımsızlığı vs. vs… yani pek de önemli değil, atandın ya bütün sorunların halloldu. Emekliye zam, işsize iş verildi ya bütün Türkiye gerçeği çözüldü.
Hâlbuki kardeş, atansan maaş yetmiyor, geçinemiyoruzlar başlayacak…
Zam yapılsa ee her şey ateş pahası oldu yine yetmiyorlar gelecek...
Ee iş bulup çalışsan ya bu kadar da vergi kesilir mi bi işçinin maaşından diye cümleler dökülecek...
Yani kardeş işin özü lokal çözümler değil, toplumun refah seviyesini arttıracak daha insancıl yaşam standartları sunulacak çözümler lazım. Yani bu iş biraz acile kaldırılmış hastaya benziyor. Doktor ilk müdahaleyi yapıyor. Değerleri normal seviyeye getiriyor sonra diyor ki şu polikliniğe, bu polikliniğe gidin daha kapsamlı bir muayene olun diyerek taburcu eder. Gidersen sorunun kaynağı bulunup bir tedavi yol haritası çıkarılır. Gitmezsen ben iyiyim dersen ilerde ya aynı sorun bulur ya da farklı bir sorun. İşte bizim sorunumuz da tam da bu lokal iyileştirmelerle sorunlar çözülmüş görünüyor ama sonra tekrar bir sorun çıkıyor. Gidecek adres yok. Sorunu kökünden kaldıracak çözüm adımları hiç yok.
Ahhh kardeş!
Senle, benle onla iş bitmiyor. Benim, sizin, onların gibi yüzlercesi binlercesi var. Hepsi acil kapılarında kimine ilk müdahale yapılıyor, kimine yapılamıyor bile. Kimileri çok şükür iyiyiz durumlarında…
Ne yapmak gerek diyorsanız yazının başında olduğu gibi sonunda da kendi adıma konuşayım, pusulayla sandığı buluşturmadan önce gözleri güzelce bir aydınlığa dikip bireysel menfaatlerden öte ülkesel menfaatlere bakmalı, düşünmeli…
Ölçmeli…
Tartmalı…
Doluya koymalı, boşu doldurmalı…
Kesmeli…
Biçmeli ve oluşturduğumuz bu kıyafeti hangi parti bedenine cuk diye oturtuyorsak ya da oturtmaya yüz tutmuşsak hadi diyelim hiç olmadı hangisine yakıştırıyorsak ona vermeli düşüncesindeyim.

Her oy’un karanlığa dikilen bir mum olması umuduyla…

Popüler Yayınlar

Yasal Uyarı

Yayınlanan yazılar ve şiirler özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan yazı ve şiirler aktif link verilerek kullanılabilir.